25 Ocak 2009 Pazar
24 Ocak 2009 Cumartesi
Darbe İdman Yurdu
Susurluk’ta tüm ulus karşı tavır almıştı. Türkiye birlikte karşı tavır almıştı. Tüm Türkiye’de aynı saatte ışıklarla mesaj veriliyordu.Ortak slogan “Susurluk’tan sonra artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” idi.
Susurluk’a karşı ulusal tepki ortak yürek atışımızdı. Karanlığa karşı omuz omuzdaydık.
Peki... “Ergenekon’da neden böyle değil?”
Bu sorunun altını çizerek kendimizi defalarca sorgulamalıyız. Özellikle Ergenekon sürecinin arkasındaki hukuk ötesi güçler o sorgulamayı yapmalılar.
Neden?
18 Ocak 2009 Pazar
17 Ocak 2009 Cumartesi
13 Ocak 2009 Salı
10 Ocak 2009 Cumartesi
Moby - Extreme Ways

Extreme ways are back again
Extreme places I didn't know
I broke everything new again
Everything that I'd owned
I threw it out the windows, came along
Extreme ways I know
Will part the colors of my sea
perfect colored me
Extreme ways that help me
That Help me out late at night
Extreme places I had gone
But never seen any light
Dirty basements, dirty noise, dirty places coming through
Extreme worlds alone
Did you ever like it then?
I would stand in line for this
There's always room in life for this
Oh baby, oh baby
then it fell apart, it fell apart
Oh baby, oh baby
then it fell apart, it fell apart
Oh baby, oh baby
then it fell apart, it fell apart
Oh baby, oh baby
like it always does, always does
Extreme sounds that told me
They helped me down every night
I didn't have much to say
I didn't give up the light
I closed my eyes and closed myself
And closed my world and never opened up to anything
That could get me at all
I had to close down everything
I had to close down my mind
Too many things could cut me
Too much can make me blind
I've seen so much in so many places
So many heartaches
So many faces
So many dirty things
You couldn't even believe
I would stand in line for this
It's always good in life for this
Ekonomik Kriz Üzerine
Eski Hazine Müsteşarı Mahfi Eğilmez'in krizle ilgili yorumları:- Küresel kriz daha Türkiye’yi etkilemedi. Krizin etkileri bizde yavaş yavaş üçüncü çeyrekte çıkacak. Esas ağırlığı da dördüncü çeyrekte hissedilecek. Türkiye şu anda kendi inişini yaşıyor. Bu çerçevede bakıp da “Bize bir şey olmaz demenin bir tek izahı olabilir. İnsanlara moral vereyim, moralleri bozulmasın. Ama bu da belki ortalama insanda moral verici etki yapıyor ama daha üst seviyede tüccarda, iş sahibinde, piyasada çalışan insanlarda hükümetin bu sıkıntıyı algılamadığı gibi bir şüphe yaratıyor.
- Benim 2009 için beklentilerim olumsuz... 2008 Türkiye için çok olumsuz geçmedi aslında. Yani dünya ile kıyasladığımız zaman fena geçmedi. Ama 2009’da hem kendi büyümesinin yavaşlamasının etkisini, hem de küresel krizin etkilerini 2009’da bütünüyle hissedecek. Benim tahminim 2008 yılının son çeyreği eksi çıkacak ve 2009 boyunca da ekside gidecek. Yılı yüzde 1,5- 2 eksiyle tamamlayacağımızı tahmin ediyorum. Bu da Türkiye için ciddi bir sorun olacak. İşsizliğin de yüzde 12-13 belki 14 civarına yükseleceğini düşünüyorum.
- Bana sorarsanız şu anda küresel çapta yaşanan kriz hepsinden farklı... Bütün krizlerden hatta. 1929’da şunları bunları yapmıştık, doğruydu şimdi de yaparsak doğru olur diyemeyiz. Çünkü 1929 krizi küresel bir kriz değildi. Küre dediğimiz şeyin yarısı komünistti, sosyalistti, yarısı kapitalistti. Dolayısıyla dünya ilk kez bir küresel kriz yaşıyor. Küba’yı saymazsak, Çin’inden Rusya’sına kadar bir zamanlar kapitalist sistemin dışında kalan ve şu anda sisteme entegre olan ülkeler krizi iliklerine kadar hissediyorlar.
- Türkiye’nin 2001’de yaşadığı kriz farklı. Sonunda aynı yerlere gidebilir ama, başlangıcı farklı. Çünkü Türkiye 2001’de bir finans sektörü krizi yaşadı şimdi tuhaf bir şekilde reel sektör krizi yaşıyor. Bu krizde sorun reel sektörden kaynaklandı. Yani reel sektör müthiş bir talep düşüşüyle karşı karşıya, ürettiği malı satamıyor. Mesela otomotiv sektörüne bakın. Kasım ayında satışların geçen yıla göre yüzde 56 düştüğünü görüyoruz Aralık’ta daha da düşecek. Tekstil zaten çok parlak değildi. Beyaz eşyaya baktığımızda satışlarda müthiş bir durgunluk yaşanıyor. Dolayısıyla reel sektör sıkıntıda. Yani sanayi sıkıntıda. İnşaat sektörü de öyle. Yapılan evler konutlar satılamaz durumda. Ve reel sektör bankalara borçlu, bankalara borçlarını ödeyemez noktaya geliyorlar, bu sefer bankalar sıkılıyor.
- IMF bütün dünyaya farklı şeyler öneriyor, bize farklı şeyler öneriyor diye eleştiriyorum. Mesela Amerika’ya İngiltere’ye Fransa’ya Almanya’ya bütün dünyaya diyor ki; “harcamalarınızı artırın, vergileri düşürün ki talep yaratılsın.” Türkiye’ye gelindiğinde ise “vergileri artırın, harcamaları da azaltın” diyor. Ben buna epeydir kafa yoruyorum. Ekonominin kötüye gittiği yerde kamu harcamalarını artırmak suretiyle insanlara yeni gelir olanakları yaratmak, vergileri indirip harcamaları artırmak lâzım. IMF “bunu yapmayın” diyor Türkiye’ye.
Hükümet yüzde 4’lük büyümeye göre ayarladı 2009 bütçesini. Yüzde 4 falan büyümeyeceğiz. Ben öyle anlıyorum ki IMF, 2009 yılında bütçe açığının hükümetin gösterdiğinden çok daha büyük olacağını tespit ediyor. Yani IMF büyük bir ihtimalle eksi büyüyecek bir bütçede özelleştirme gelirlerinin bu kadar olmayacağı, vergi gelirlerinin bu kadar olmayacağı bir yerde bütçe açığının hükümetin söylediği gibi yüzde 1 değil yüzde 5 olacağını öngörüyor. Onu yüzde 3’e çekebilmek için de herkese söylediğinin tersini söyledi. Tek mantıklı açıklama bu gibi geliyor bana. Aksi takdirde ya IMF delirmiş,Türkiye’ye gelince yanlış şeyler yapıyor ya da bizimkiler IMF’yi razı ettik demek için böyle diyorlar.
- Amerika’da bu iş mortgage kredileriyle başladı. Bizde mortgage kredileri öyle büyük değil, dolayısıyla bizde böyle bir çöküş olmaz demeye getirildi. Fakat iş mortgage ile kalmadı ki, her tarafa sıçradı. Türkiye’de de şu anda mortgage’de kriz yok ki. Bazı fabrikalar üretimlerini durdurdu, bazı fabrikalar işçi çıkartıyorlar, başka önlemler alıyorlar. Bunlar görmezden gelip “bize mortgage yok, bize kriz sıçramaz” demek yanlış. Bizde kriz zaten var. Şu anda dünyada kriz bitse bile Türkiye’de iniş ivmesi devam ettiği sürece kriz var.
- Esnaf bu krizden çok etkilenecek. Esnaf sıkıntıya girerse bu iktidara son verebilir oylarıyla. 2001 yılı sonundaki seçimleri en fazla krizin etkilediğini düşünüyorum. Türkiye müthiş bir kriz yaşadı ve öyle bir sonuç verdi ki, o zamana kadar iktidarda olan merkez sağ-merkez sol partilerin hepsinin bu krizi yarattığını düşündü insanlar. Ve bunları silip attılar, bambaşka tarafa döndüler. Ben bu krizin tahmin ettiğim boyutlara gelirse iktidar değişimine yol açacağını tahmin ediyorum.
- Bunun Amerika’da olması da çok ilginç. Çünkü Amerika, Batılı ülkeler, IMF hep Amerika’yı model alıp diğer ülkelere o modeli uygulamalarını önerdiler. Halbuki orada bir facia çıktı ortaya. Ben biraz daha bu işin küresel düzeyde düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Mesela bankacılık için Basel önlemleri var. Bunun bankacılık dışındaki finans sektörü, hatta reel sektör için de yapılabileceğini düşünüyorum. Çıkış olarak bence fırsat budur. Fırsat, IMF gibi bir kurumu Amerika’dan bağımsız olarak kurmak. Aksi takdirde Amerika bunu empoze ediyor. Amerika’nın modeli iyi olsaydı empoze etsin, ama belli ki kuramamış, bu çıktı ortaya. Dolayısıyla böyle bir kurum kurulup bu kuralların bu denetim sistemlerinin geliştirilip dünyaya yayılması gerekir.
9 Ocak 2009 Cuma
Bahane
Geçen sene 1 ay öncesinde olmuş PKK saldırısını bahane ederek Taksim Meydanı'ndaki yılbaşı eğlencelerini iptal eden İstanbul Büyükehir Belediyesi, bu sene de İsrail saldırıları nedeniyle yine eğlenceleri iptal etti. Bari hepten yapmayacağız deyin de bu kadar bahane beklemenize gerek kalmaz. Aynı belediye gereksiz Lale Festivalini aynı meydanda her sene yapmaktan, paraları bir yerlere akıtmaktan geri kalmaz ama. Ne diyelim; Büyükşehir çalışıyor.
Küçük Amerika-Büyük Türkiye
Yılbaşından önce ABD'yi vuran kar nedeniyle ülkede pekçok kaza olurken, yollar kapanmış, elektrikler kesilmiş, uçuşlar iptal edilmiş; kısacası krizle başedememişler.Daha önce fon dolandırıcılığı ile ilgili bir yazıda Amerika'nın gittikçe Türkiye'ye benzediğini söylemiştik, sanırım bu haber sonrası iyice bu fikir pekişecek.
Yaftalama
Ülkenin tirajı en yüksek olup nedense satışı en düşük! gazetelerinden olan Zaman Gazetesi, gittikçe büyük sorun olmaya başlayan farklılıkların yaftalanmasına karşı bir kampanya açmış. Aşağıdaki resimde iste gazetenin bu kampanya konusunda ne kadar samimi, ötekileştirmeye ne kadar karşı olduklarını görüyorsunuz!!
Yaftalamayın! :)
Seçim Yatırımları
AKP'yi artık kömür, un kesmedi, yeni bombalara başladı.1- TRT Kürtçe Kanalı: Sadece bir dil için başlı başına bir kanal. Artık ülkede konuşulan diğer diller için de devletimiz kanal açsın, para bol zaten, devletin dili de Türkçe değil nasılsa..
2- Nazım Hikmet'e Türk Vatandaşlığının Geri Verilmesi: Bununla ilgili yorumumuzun bir kısmını bir önceki postta yapmıştık. Merak ettiğim, acaba bu icraat nedeniyle AKP'ye oy verecek solcu var mıdır? Varsa, bu insana ne kadar solcu denir?
3- Madımak Otel'in Kitapçı Yapılması: Sivas katliamında 37 aydına mezar olan Madımak Otel'e sonunda biricik iktidarımız el koydu, ve kebapçı olmasından vazgeçilerek ortaya karışık bir şekilde "kitapçı" yapılmasına karar verdi. Artık bol bol iktidar ve Fettullah yanlısı yayın satarlar.
Popülizmin, Seçim Yatırımının Böylesi
AKP seçim yatırımlarına Nazım Hikmet'in Türk vatandaşlığına geri alınmasını eklerken, yapılan ortayı gole çevirmek isteyen AKP İzmir İl Teşkilatı Taraf gazetesine tam bir sayfalık çarşaf gibi ilan vererek mezarının İzmir'e getirilmesine talip olduklarını açıkladılar. Bir insanın ölüsü üzerinden siyaset yapma kavramını da getirdiler memlekete,tebrik ederiz. Hayır bir de gazeteye tam sayfa ilan vermek nedir? Adamın cennetten anca bir sayfalık ilanı görebileceğini mi düşünüyorlar?:)Bu arada hangi gazete?? "Taraf"; hani şu AKP ile kavgalı olduğu söylenen kukla gazete..
Ehliyeti Bakkaldan Mı Aldın?
Helal Olsun
Bizim için de hocam!
4 Ocak 2009 Pazar
Gattuso
Gattuso tank gibi adam öyle değil mi? Ameliyat masasında bile ispatlamış bunu. Diz bağlarından operasyonu yapan Marc Martens. Ameliyatta Martens'in kemik üzerinde çalıştığı alet kırılmış. Asistanı bunun ilk kez olduğunu ve Gattuso'nun kemiğinin çok sert olduğunu söylüyor. Gattuso'nun diz bağları kopup 80 dakika daha oynamasına ise doktorunun getirdiği açıklama şudur: Onun kadar güçlü kasları olan futbolcu azdır. O kaslar 80 dakika sahada taşıdı onu...
Stad
"İngiltere'de stadyumlar oksilasyon-birbirine dik- iken neden italya'da curve -içe eğimli- yapıdadır?Bilakis İtalyan mimarisi yahut şehir yapılanması birbine dik gridler şeklinde, sert keskin uçlu iken neden stadyumları kolezyum şeklindedir?"
İngiltere'de futbol mahalli tarz bir yaklaşımı hep içinde barındırmıştır, yani kraliyetden biri birgün senatoya gidip "haşmetmeap bu futbol oyunun tüm ülkede yaygınlaşmasını istiyor" lafı her ne kadar gerçeklememiş olsa da futbolun ülke çapında yaygınlaşması epey bir süre almıştır. Bu süre kitaplarda "1812-1874" arası diye geçer. Küsüratlı yazdım salladığım anlaşılmıyor burdan bakınca.
Şaka bir yana, evet futbol mahalli (lokal) düzeyde oynanırken stadyumlar yoktu bunun yerine yaklaşık %15 eğimli toprak-kiltaşı karışımı tepecikler yapılarak oturma düzeni sağlanıyordu. Ama bir sor bana "neden bu tepecikler futbol sahasının hemen bitiminde başlıyordu ve neden bu tepecikler sahayı tam dikdörtgen şeklinde sarıyordu?" Bu sorunun cevabını yazının soruna bırakalım. Zira "abi ingilteredeki stadlar çok güzel, adamlar resmen boncuk gibi dizilmişler ehehe" adamcıklarını kötü bir süpriz bekliyor.
Stadyum mimarisini, çalıştırılan kölelerin kolezyum açılış törenine yetişemeyecek kadar ağır şartlarda çalışmış olmasını, o stadyumların yahut kolezyumların bugün ülkelerin birer ikonu olarak görülmesi bir yana, şöyle ortak bir kanıya varmamız olası; Stadyumlar dönemin ideolojisinin birer resmidir. Biraz açmak gerekirse şunları söyleyebiliriz; örneğin En meşhur kolzeyum olan Romadaki Flavianus Amphitheatre'su saf mermer taşından yapılmıştır. Sıvası ve tutucu donatıları ise bugünün modern çimentosu kadar sayılmasa da yine onun kadar sağlam bir malzemeyle tutturulmuştur. Ama bizi ilgilendiren konu kolezyumun neden oval olduğudur. İşte burda bize ideoloji yardımcı oluyor; Monarşi. Monarşinin rengini bilemem ama şekli ovaldır. Kral'ın zaten sömürdüğü halkın karşısına heryerden görülebilir bir biçimde geçmesi, monarş ve halkın onu adeta teokratik bir lider haline getirmesi Matta İncilinde bile tasvir edilmiştir.
Az öncede belirtmiştik ki mermer taşının yapılarda kullanılmasının en iyi yanı onun yıllar sonu yine aynı basınç altında kaldığı bir ortamda sünmemiş olmasıdır, bunun için de yapıyı simetrik dörtgen şeklinde yaparsak sağlayabiliriz. Ancak klasik Roma mukavemet anlayışı bu olduğu halde yeni yapılarının dörtgen yahut kampüs tarzı donatılarla süslü olması bizi bugün mühendislik anlamında çok ileri götürmemiştir. Önemli olan o dönem kolezyon tarzı yapının yapılabilme ihtimali idi, zira uzay matematiği o dönemde oval geometrinin getirebileceği inşaat sorunlarını görmezden gelemez idi. Sözün özü şu; O dönemde böylesine devasa oval bir yapıyı yapmanın tek amacı monarşinin güçlenmesi, halkın krala karşı saygısının artması idi. İnşaatta oval bir yapıyı mermer taşlarla yapmanın sorun doğuracağı, inşaat sırasında kaç tane kölenin öleceği sorun değildi anlayacağınız. Aslında biraz sorun oldu da diyebiliriz; Zira Vespasianus tarafından başlayıp tam 18 yıl sonra Titus zamanında bitirilmiştir. Titus biraz çakallık yapmış gibi, proje benim isyanımdı diye o dönemin tabloid gazetelerine röportaj vermişliği vardır, gibi.
Hah! Faşizm, doğru gözlem.
Ülkede o kadar stad varken, Adolf Hitler'in o dönem üç tane antik-tiyaro yaptırma isteğini nasıl açıklayabilirsiniz? Faşizmin rengini bilmiyorum ama şekli kesinlikle hilal olurdu herhalde. Zira Kral-Başkan-hükümdarın parlementoya yahut askerlerine hitabet şekli ancak böyle olabilirdi. Yani bir taraftarda Kral-komutan bir tarafta ona inananlar.
Gelelim İngiltere'ye ve sorumuzun cevabına. Size o dönem maçların takımlar arası rekabet değil de, sanayi devrimi sayesinde zenginlerin daha zengin, fakirlerin daha fakir olduğu bir ülkede sadece fakirlerin maç sonunda dağıtılan 3-5 patates için maçlara gittiğini söylesem, ve hakemlerin sahada oynanan oyuna değil de insanları kraliyet adına o çimenli tepeciklerde boncuk gibi düzmek ve fazladan patates almalarını engellemek için orada bulunduklarını iddia etsem;Ne düşünürsünüz?
Sanırım İngiltere'deki yönetim biçiminin o dönemki yönetim şekli dikdörtgen idi, tıpkı bizim futbola sadece dikdörtgen bir televizyondan bakıp ahkam kesmemiz gibi. Galiba.
En Yakın Deplasman
Yer İskoçya. Alıştığımız Glasgow değil Dundee derbisi. Dundee-Dundee United. Bu derbiyi dünyanın en ilginçlerinden birisi yapan stadların durumu. Yukarıdaki resim alt alta iki farklı resim değil. Aynı resim. Uzak tarafta görülen Dundee United'ın 17,000 kişilik stadı Tannadice Park. Ön tarafta görülen ise FC Dundee'nin 11.500 kişilik stadı Dens Park. İkisinin de adresi aynı sokakta. Sandeman Street. Derbilerde rakip tribüne yabancı madde atmak için stada gitmeye gerek yok. Maç hangi stadda oynanıyorsa öbürüne gidip oradan sallasanız diğer stada ulaşır zaten. 144,000 kişilik bir şehir Dundee United'ın stadı 1882'de Dundee'nin ki 1899'da yapılmış. Dundee United'lı yaşlı teyzeler "gidin kapınızın önünde oynayın" diyememiş tabi. 150 metre uzağa öbür stadı dikmişler. Bu iki takım eğer Euro 2008'i düzenleme hakkını İskoçya kazanabilseydi yeni yapılacak bir stada geçip ortak olarak kullanacaklardı. Ancak organizasyon İsviçre-Avusturya'ya gidince Avrupa futbolunun en ilginç derbilerinden birisine ev sahipliği yapmaya devam ediyorlar. Tabi benim de sorasım geliyor alttaki Google Earth görüntüsüne bakıp. Yeriniz mi dar yoksa, yeriniz mi dar, ne var?
En Uzak Deplasman
Gittiğiniz en uzak deplasman hangisi? Erzurumspor? Vanspor? Hadi işinizi kolaylaştırayım Avrupa Kupaları da dahil. Fenerbahçe-B36 Torshavn ile eşleştiğinde, İstanbul'dan Faroe Adaları'ndaki Gundadalur Stadyumu'na gidenler bu soruya daha bir güvenle cevap verirler tahminim. Yıllardır deplasman yolculuğu ve bununla ilgili hikayeler anlatanlar, bu yolculukları anlata anlata bitiremezler, taraftarların en fazla akılda kalan anıları bu deplasman hikayelerinde çıkar ortaya. Zira takımı uzak diyarlarda yalnız bırakmamak bir başka övünç kaynağı ve taraftarlık sevdasının gereğidir. Bu yüzden uzak mesafeleri kat etmek hep o sevdaya biraz daha bulaştığımızın bir göstergesidir. Bütün bunları bir de Rusya 1. Ligi'ndeki FC Ska-Energiya Khabarovsk ve FC Baltika Kaliningrad takımının taraftarlarına sorun bakalım.ukarıdaki haritada Rusya 1. Ligi'nde mücadele eden takımların, lokasyonlarının işaretlendiği harita var. Yukarıdaki iki takımın ismini arayalım beraber. Baltika Kaliningrad için en kuzey batı noktadaki adaya, Energiya Khabarovsk içinse en güney doğu noktasına bakalım. Bu 2 takım aynı ligde mücadele ediyorlar ve aralarında tam 8.000 km var. Bir fikir vermesi açısından söyleyelim 8 tane Türkiye var yani. Dünya futbol tarihinde bir rekor bu. Aynı ligde oynayan iki takımın birbirleriyle oynamak için katettikleri mesafe açısından. Rusya 2. Ligi'nde benzer sorunlardan kaçınmak için takımlar 2 hafta kendi evlerinde 2 hafta deplasmanda mücadele ediyorlar, ama bu hadisenin önemini ortadan akldırmıyor. Baltika'nın sorunu Energiya'ya göre çok fazla değil, zira diğer takımlar genelde Rusya'nın batısında yer alıyorlar. Ama Energiya kiminle karşılaşsa çok büyük bir mesafeyi kat etmek zorunda. Yani işi espriye vurursak deplasmana trenle gitmeye kalksan salı gününden yola çıkmak zorundasın. Deplasmandan dönene kadar da lig biter zaten. Baltika bu seneyi 7., Energiya 9. sırada bitirdi. Yani gelecek sezon 2 kez 8.000 kilometre tekrar kat edilecek. Tam 11 saat dilimi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








