futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eylül 2009 Çarşamba

Football Factory

what else are you gonna do on a saturday? sit in your fuckin' armchair wankin' off to pop idols? then try and avoid your wife's gaze as you struggle to come to terms with your sexless marriage? then go and spunk your wages on kebabs fruit machines and brasses? fuck that for a laugh! i know what i'd rather do. tottenham away. love it!

9 Eylül 2009 Çarşamba

31 Ağustos 2009 Pazartesi

Büyük Altay!

Neden mi? İşte size iki neden olacak hikaye:

1923 yılında cumhuriyet kurulduktan sonra Altay takımı, sporcuları ve yöneticileriyle beraber Ankara'ya ziyaret düzenliyorlar. Takımla beraber hatıra fotoğrafı çekilecekken kravatsız futbolcular olduğunu gören yöneticimiz, onları uyarıyor ve Altay adabından bahsediyor. Bu futbolculardan biri de kaptan Hamit ve kaptan bu uyarıya çok alınıyor. Daha sonra yönetimden başka kişilerle yaptığı konuşmalarda kendisine arka çıkılmadığını gören Hamit, takımdan bazı arkadaşlarını da yanına alıp İzmir'e dönüşte Altınordu Spor Klübü'nün kuruluşuna önayak oluyor.

Sene 1925 aylardan Haziran. Osmanlı Bankası sponsorluğunda İzmir mahalli ligi oynanıyor. Altaylı taraftarlar da takımlarını desteklemek için Gül Sokak'ta toplaşıp 4 otobüsü doldurmuşlar, artık deplasman Aydın mıdır yoksa Bornova mıdır bilemiyorum yola çıkıyorlar ve yolda öndeki iki otobüsle arkadaki iki otobüs arasında kavga çıkıyor. Bu kavga sonucunda arkadaki iki otobüsteki taraftarlar kafileden ve camiadan ayrılıp Güzelyalı'ya dönüyorlar ve takımdan bazı futbolcuları da yanlarına alarak Göztepe'yi kuruyorlar.

28 Ağustos 2009 Cuma

27 Ağustos 2009 Perşembe

SeyRANTepe

Roma'daki Colloseum'u kim inşa etti acaba? Zamanın Roma valisi mi, yoksa belediye başkanı mı? Muhtelemelen inşaatı döneminin imparatorları Vespasian'la Titus bizzat finanse etmişlerdir. Sonuçta belli bir "Gladyatör Kulübü"nün malı değildi mekan.

Sosyalist ve/veya totaliter ülkelerde halka yönelik sorumlulukların tamamına yakını devlette olduğundan tesis ve altyapıları tamamlayıp hizmete sunmak onun görevi. Bizdeki gibi serbest piyasa ekonomisinin yürürlükte olduğu ülkelerde bunu beklemek doğru gözükmüyor ama alışkanlıklar bu şekilde. Devlet statların sahibi. Bildiğim kadarıyla stadının sahibi bir kulübümüz yok, herkes kiracı. Kulüplerimizin halka açılmaları, şirketleşmeleri gibi hareketler olsa da yönetim şekilleri hepsi (yine bildiğim kadarıyla) dernek statüsünde. Şirketleşen kısımlar ticari kısımlar, yönetsel mekanizma halen dernek yapısı üzerinde.

Çaykur Rizespor'un stadı yeni açıldı. Adıyla ilgili spekülasyonlar yüzünden "Butik" tabir edebileceğimiz konumda, şıklıkta ve sevimlilikte stadın tadını çıkartamadık bile. 16 bin kapasiteli, 22 milyon Lira'ya mal olmuş stat ince işçilikteki kusurları ve iyi düşünülmemiş bazı incelikleri nedeniyle Rizeliler'in eleştirilerilerine maruz kalsa da Anadolu kulüplerimizin nerdeyse tamamı için ideal örnek; kompakt, tamamının üzeri kapalı, atmosfer olarak (çok yağmur alması da dahil!) İngiliz stadyumlarını andıran bir hali var. Bulabildiğim kadarıyla yüklenicisi "Rizeli iş adamlarının oluşturmuş olduğu Rize Yatırım A.Ş.".

Bir diğer yeni stadımız ise Kayseri'de inşa edilen Kadir Has Stadyumu. 68 milyon Lira'ya ihale edilmiş, kapasitesi 33 bin. Tüccarlığıyla bilinen Kayseri'den beklenmeyecek bir hata yapılarak UEFA'nın final maçı verme kriteri olan kapasite kriteri atlanmış, bitmiş stadın kapasitesini 41 bine çıkartmak için yollar aramaya başlamışlar. Şehrin iklimi göz önüne alınarak yapılmış, yine tamamının üstü kapalı. Büyüklerin Kayseri'ye gittiği maçlar haricinde dolmayacak olsa da şık bir tesis.

Bir de Seyrantepe var, 52 bin kapasiteli öngörülen. Galatasaraylılar'ın Aslantepe, diğer takım taraftarlarının başka şekilde (seyRANTepe, peşkeştepe vb) hitap ettiği. Yılan hikayesine dönen proje geçenlerde, bir kez daha ihaleye çıktı. Daha önceki işlerinin emsal döküldüğü firmalar, her seferinde yeni farklılıklar olduğunu satır aralarından okuyabildiğimiz ihaleye katıldılar. Aralık 2007'de temeli atılıp iki sene içerisinde bitirileceği söylenen stadda yeni ihalede belirlenen süre 365 güne inerken, açılır kapanır çatının teslimden bir yıl sonra teslimine imkan sağlandı. Yani kabaca, stat 2010 Ekim ayı gibi bittiğinde Ekim 2011'e kadar vakti olacak yüklenici firmanın çatıyı da bitirmek için. Asgari bir senelik sarkma demek, çatı hariç.

Yeni ihalede ilk ihaleye göre fiyatlardaki değişiklikler dikkat çekiyor. Eren Talu – ALKE ortaklığının ilk ihalede teklif ettiği rakamlardan toplam tutarda ciddi düşüşler var. Sami Yen arazisine yapılacak proje için belirlenen fiyatlar görece benzer ama artan satış geliri paylarında yine azalma var. Yani yeni firmalar girişte az para verip Sami Yen arazisini değerlendirip TOKİ'yi daha az kâra ortak etme derdinde. Eren Talu – ALKE ortaklığının bonkörlüğü de neticede kendini imha etmiş durumda. Belli bir miktarı tamamlanmış olmasına rağmen geri kalan işler için söz konusu bedeller Kayseri'nin ve Rize'nin statlarında telaffuz edilen rakamlara yaklaşmış durumda, kapasitesi ve teknolojisi onların ötesinde olmasına rağmen. Bu durum stadın kimi lükslerinde kesinti olacak izlenimi de uyandırıyor.

Bu stadın inşaatıyla ilgili polemikler yeni başlamadı. İlk Seyrantepe projesi kamuoyunun da oluşturduğu baskıyla iptal edilmişti. O zamanki proje Galatasaray'ın kiracı konumunda olduğu araziye konut yapıp satmasına izin verdiği için usulsüz bulunup iptal edilmişti. Devletin Galatasaray'a tesis kazandırma azmini kırmadı bu durum. Proje değiştirildi, sadece stat içeren hale dönüştürüldü. Şu anki haliyle TOKİ araziyi veriyor, ihaleyi kazanan yüklenici firma bedeli karşılığı stadı inşa ediyor ve karşılığında Ali Sami Yen Stadı'nın arazisini alıyor. Kamuoyunda çok parasız ve borçlu bilinen, buna rağmen "...Tüm kulüplerin mal varlıkları yanyana geldiğinde bile, 10 ile çarpın, yine de Galatasaray`ın yarısı kadar etmez..." (Adnan Polat, 29.12.2007) diyebilen Galatasaray Spor Kulübü'ne stat kazandırmak için devletin bu derece gayretkar olması diğer şehirlerin ve takımların başı kel mi dedirtiyorken. Mevcut ihale tekliflerinden hiçbirini kabul etmemesi halinde TOKİ stat inşaatını kendisi üstleneceğini belirtti ki asıl korkunç olan da bu. Devletin para harcaması gereken daha hayati ve acil gereksinimler yok mu hiç?

Bütün bu kafa karıştırıcığılığa rağmen kimi "diğer takım taraftarları" haricinde kimsenin sesinin çıkmaması işin bir diğer ilginç yönü. Fenerbahçe ve Beşiktaş yönetimlerinin azami suskunluğu akıllarda soru işaretleri uyandırıyor. Fenerbahçe'nin kiracısı olduğu Şükrü Saracoğlu Stadyumu'nu bir kaç sene içerisinde UEFA'nın elit stadyumları listesine sokmak için kaynaklarını kendi içinden ve sponsorlardan sağladığı, Beşiktaş'ın ise ancak bir açık tribünü revize edebildiği, daha ileri inşaatlar için izin almakta zorlandığı bir ortamda, iki kulübün yönetimlerinin sessiz kalmaları dikkat çekici. Benzer şekilde ilindeki liman işletmesiyle ilgili planları olan Trabzonspor da bu denkleme katılabilir.

Fenerbahçe'nin Ataşehir'de inşa etmeye başladığı ancak bir türlü temel atma töreni yapamadığı bir spor salonu var. Ülker sponsorluğunda yapılmaya çalışılan bu salonun inşaat alanını çeviren demir perdelerde sprey boyayla yazılmış şekilde "Peşkeş değil alınteri" ifadesi yer alıyor. Ancak bu salon inşaatı da projenin içerdiği kimi ticari yapılar nedeniyle bir süre önce durduruldu. Sonra, ne olduysa devam ettirildi.

Beşiktaş ise İnönü'ye kazma vurmak istiyor ancak stadın tarihi eser statüsüne yakın olması işlerini zorlaştırıyor. Onların da birilerinden bekledikleri bir şeyler var.

İki takımın başkanlarının suskunluğunun bu projelerle ilgili alınmış sözlerden kaynaklandığını düşünmek son derece doğal, rekabet ortamı adına tavizler alınıp veriliyor belli ki kapalı kapılar ardında. Trabzon için de durumun farklı olduğunu düşünmek zor. Diğer Anadolu kulüplerine gelince, çoğunun başkanlarının ikinci takımları bu üç dört takımdan biri. E bu işin onlardan oyuncu kiralaması var, transfer etmesi var. Menfaatler devrede.

Arsenal geliyor aklıma yine. Stadını genişletemediği için taşınmak zorunda kalan Londra temsilcisi çeşitli maddi zorluklar yaşamış, hisselerinden bir kısmını elden çıkartmış, hala da borçlu ama Emirates sponsorluğuyla birlikte gişe gelirlerini de katarak dengelemeyi başarıyor. Bizdeki örnekler ise rekabetin bozulduğu anlarda bile "Elbet bir gün bizim de işimiz düşer" denerek sessizliğin korunduğu, belki çoktan bizim bilmediğimiz sözlerin bile alındığı bir rant düzeni.

Pazar akşamı Manisaspor - Trabzonspor maçında köşe gönderleri kapkaranlıktı. Denizli'deki Fenerbahçe maçı elektrik kesintisi nedeniyle ertesi güne taşalı 15 gün geçti. Kış aylarında bütün Avrupa'nın kamp yapmak için güneye göçlerinin parçası olan Antalyaspor'un stadının tribünlerinin bir kısmı portatif. Başkentteki takımlarımız aynı stadda oynuyorlar ekseriyetle.

Kulüplere stat veya tesis kazandırmak bir devlet politikası ise bu genele yayılmalı. Yok değil ise, adalet sağlanamayacaksa da herkes başının çaresine bakmalı.

Yazı: Barış Gerçeker

Bakkalda Şampiyonlar Ligi

26 Ağustos 2009 Çarşamba

7 Ağustos 2009 Cuma

Taraftar Grupları Bildirisi

Başta futbolu yönetenler olmak üzere kulüpler‚ emniyet güçleri‚ basın ve futbolun tüm unsurları tarafından sadece "gelir elde edilecek tüketiciler" olarak görülen; zaman zaman da bazı olumsuz sahneler öne çıkarılarak neredeyse "terörist" muamelesine maruz bırakılan taraftarlar‚ diğer tüm unsurlar Federasyonlarda temsil edilirken‚ kendilerine bir yer bulamamışlardır.

Bunun doğal sonucu olarak‚ taraftarların yaşadığı sorunlar Federasyonlar bünyesinde tartışılamamış‚ gerçek öznenin kendisini ilgilendiren konular hakkındaki görüşleri ve sorunlara yönelik çözüm önerileri gündeme getirilememiştir. Bu nedenle‚ çözümü mümkün pek çok konu kangren halini almış ve tarafları farklı kutuplara itmiştir.

Deplasman biletleri konusu da -bilhassa bazı "Anadolu kulüpleri" tarafından- istismar edilen önemli bir konudur.

Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan‚ eşitlik ve adalet kavramlarıyla korunan bir hak suistimal edilerek‚ rakip takım taraftarından haksız kazanç elde edilmek istenmektedir.

Son olarak Denizlispor yonetiminin Denizlispor-Fenerbahçe karşılaşmasının rakip taraftara ayrılan bölüm için bilet fiyatlarını 100TL olarak belirlemesi‚ taraftarlarımız arasında infial yaratmıştır.

Kendi taraftarlarına sezonluk kombine bileti için belirledikleri bedeli bir maç için istemektedirler.

Söz konusu yöneticiler yasa ve yönetmeliklerle sınırlı bir alanda faaliyet gösterdiklerini unutmuş‚ her istediklerini‚ istedikleri biçimde yapabileceklerini düşünmektedirler.

Türkiye Futbol Federasyonu´nun buna seyirci kalması bir ilgisizliğin göstergesidir.

Taraftarlara yönelik türlü sınırlandırmaları yetkileri gereği kurallaştıranların‚ sıra taraftar haklarına gelince bilgisizlik‚ çaresizlik ve vurdumduymazlık içinde olmaları düşündürücüdür.

Bu çerçevede biz Fenerbahçe Taraftarları‚ başta Fenerbahçeliler olmak üzere futbolseverleri; taraftarı yolunacak kaz gibi gören bu ve benzeri uygulamaları kınamaya ve protestoya davet etmekteyiz.

Çok sayıda taraftarımızın takımının yanında olamamasına neden olacak‚ bu fahiş fiyat uygulaması nedeniyle ilgililer hakkında yasal yollara başvuracağımızın da bilinmesini istiyoruz.

Türkiye Futbol Federasyonu´nu ise‚ önce bu tarz uygulamaları gerekli tedbirleri alarak derhal durdurmaya‚ sonrasında ise futbolun en temel unsurlarından biri olan taraftar temsilcilerinin Türkiye Futbol Federasyonu´nda temsili için olması beklenen çalışmaları yapmaya davet ediyoruz.

Spor kamuoyuna saygıyla arz ederiz.

FENERBAHÇE TARAFTARLARI

GFB

KFY

GRUP CK

1907 UNİFEB

GRUP LACİVERT

Vamos Bien

Grup İzmir

Sarı Lacivert Derneği

FeDeR (Fenerbahçeliler Derneği)

6 Ağustos 2009 Perşembe

3 Ağustos 2009 Pazartesi

4 Temmuz 2009 Cumartesi

Bu Kadarına Pes

Göztepe taraftarıdır, ne yapsa yeridir.

26 Haziran 2009 Cuma

Sevdan Olmasa

Sevdan olmasa, ben de her sabah gazeteye başından başlar; sondan bir önceki sayfayı o koca manşetleri göremeyecek hızla çevirmek gibi bir reflekse sahip olamazdım...yenildiğin günün ertesinde kahvaltımı yapabilir, akşamından da o kadar kalmazdım...

Sevdan olmasa o kadar kilometre yapmaz, bu denli duman almaz , çok benzin de yakmazdım. Ben de her insan evladı gibi afili rüyalar görür, rüyalarını paylaşanlardan olurdum... Sevgili ile fikstürüne bakmadan planlayabilirdim haftasonlarını. Ligtv'li mekanları araştırmaz, hedefi şaşırmıssam garsonlara çaktırmadan maç sonucu sormazdım. Sevinçli verilen mağlubiyet haberlerine sinir olmaz, "maçı bile izlemeyen kofti taraftar" yerine de konulmazdım...

Sevdan olmasa... içinde oyunun kırıntısı bulunan filmleri kovalamak yerine Lars von Trier'ı , Fellini'yi beğenebilir, hatta Trufo'dan keyif alabilecek kıvama bile gelebilirdim ; yerini, yurdunu bilmediğim tiyatro salonlarına koşar , 3 perdelik bir oyunu sıkılmadan izler , Brecht'in sistem karşıtlığı üzerine ahkam keserdim , gerekirse Godot'yu bile beklerdim... 1 Mayıs'larda utanmaz, olmayan bir devrimci futbol çizgisi üzerinde şaşmadan yürümeye çalışmazdım... Paşaların mı , halkın mı takımısın bilinmez ama sevdan olmasa, ben emekçi kardeşlerimi, simitçi, çırak, boyacı, köfteci kardeşlerimi tanımaz, kardeşim de saymaz , sınıfsal bilince, sınıfsız geleceğe eremezdim... Hakkında yazılmış ve de basılmış her satırı takip edebilmek için para harcamaz; hakem eskilerinin , zirzop spikerlerin kitaplarını almaz; kasanın önünde kolumun altında Fikret Başkaya kitaplarımla daha bir güvenli , entel olmadı asi dururdum... Sırf benziyorsun diye Ankaralı renkdaşına gönlümü vermez, ikinci yüzyıla hazırlanmaz , "bıraktık işi gücü, saldır Ankaragücü" kafasına gelemezdim... Sarı'yı, Lacivert'i renk bilir, böylesine tapmaz kesme işaretleri de kullanmazdım... Benim de rengarenk bir gardrobum, yasak olmayan hediyelerim, sınırsız renk seçeneklerim olurdu... Delinmemiş duvarlar, meşale yakılmamış evler, geri alınmış kira depozitlerim olurdu... En ucuz biralarla, en fena gobitlerle, yurdumun her köşesinden el değmiş tükürük köfteleri ile yıpranmamış bir mide de benimdi...

Sevdan olmasa ben de şarkı sözleri ezberleyebilir, ama melodileri bu kadar aklımda tutamazdım zira her bir tınıyı uğruna beste yapmak için almışım hafızama. Müzikte tavır nedir, nota nedir bilir ama 50 bin kişi nasıl detone olmadan şarkı söyler, nasıl sadece bağırarak dünyanın en güzel sesini çıkarır, nasıl aynı anda zıplayıp aynı anda yere iner akıl sır erdiremezdim... Ezeli rakibinle yapacağın maç öncesi, deplasmana koşmaz; samiyen'de, inönü'de atmosferi solumak için study trip yapmazdım.

Sevdan olmasa "tesadüfen" yaşadığım pazartesi kavgalarım, haftasonu yalanlarım olmazdı. Ortaöğretim devamsızlıklarım dengeli dağılır, pazartesileri okula giderdim.. Sabah evden ekmek almaya çıkıp senle buluşmaz, anne babadan izin faslını geçmek için bütün hafta tek simit almadan para biriktirmezdim. Kumaş makası ve pazar dergileriyle konfeti hazırlamaz, Gençlik Parkı’yla, Arjantin 78’le yaşım geldiğinde tanışırdım…

21 Mayıs 2009 Perşembe

Metrobüs ile Finale Geliyoruz Dediler..

Gerçekten Mecidiyeköy'den kalkıp gelmişler !

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Kibar Feyzo

*LA: Luis Aragones
*AY: Aziz Yıldırım

AY: Bu takımın hali nedir böyle Luis .
LA: Ben yapmışım ağam beni kovacak mısın ?
AY: Kovmicim ulan seni it oğlu...
***
LA: Maç Kaç Kaç ?
AY: Ulan takımın a.koydun it oğlu it.
LA: Şampiyonlar ligine mi gidecektin ağam ?
AY: Ulan seni ....
LA: Koviyimisin ağam ?
AY: Kovmiyirim ulan it oğlu it.
***
AY: Ula dur napıyorsun lo dellendin mi hayvan oğlu hayvan (Aragones kupa finalinde V.Babacan'ı, Ali Bilgin'i ilk 11, Gökhan Gönül'ü stoper oynatır)
LA: Bu takımın esansı eksik ağam itibarına gölge düşiyi.
AY: Ulan puştoğlu seni !!!
LA: Kovdun mu ağam ?
AY: Kovmirim ulan, kovmirim dürzi , kovmirim ...
***

4 Mayıs 2009 Pazartesi

Sevda

Umudun yok olduğu anda bile, isterse en kötü sezon olsun, varsın en kötü futbol oynansın, en çirkin dedikodulara en aşağılayıcı yorumlara inat, stadyumu doldurmak, doldurmasak bile sanki tıklım tıklım doluymuş gibi ses çıkarmak. Umutsuzca atılan adımlar sonrasında varılan stadyumu bu halde görüp, umutsuzluktan sıyrılmak. Fenerbahçe’nin varlığı umudun kendisidir demek, diyebilmek. Sahadaki onlar, tribündeki binler, ekran başı, radyo dibindeki milyonlar, tek yürek olmak, olabilmek. Maçın başlamasıyla tribünce sanki depar atmak, orta yapmak, kafayı vurmak, sahaya sarı sarı lacivert lacivert akmak. ‘Fener yatar’ denilen maçları kazanıp rakibi küme düşürmek, ‘Fener bırakır’ denilen maçları kazanıp ezeli rakibi erkenden şampiyon yapmak, ‘Fenerli küser’ denilen maçları tıklım tıklım doldurup yeri göğü inletmek, ‘Fener bitmiş’ denilen maçlarda, deplasmanda bile olsa, tıklım tıklım, omuz omuza, dev bir bayrak altında nefes almadan saatlerce desteklemek. Çok ama çok sevmek.

Yazı: Onore

Ordinaryus Ölümsüzleşti !

Beşiktaş'lı Duruşu

Tarih: 3 Mayıs 2009
Yer: BJK İnönü Stadı

Öyle bir duruş ki; (sözde) ezeli rakibin formasıyla derbiye gelebiliyor!

26 Nisan 2009 Pazar

15 Nisan 2009 Çarşamba