26 Haziran 2009 Cuma

Yalancının Mumu Yatsıya Kadar Yandı

Askeri Savcılık, “İrtica Eylem Planı” belgesinin Genelkurmay’da hazırlanmadığının tespit edildiğini açıkladı. Belgedeki imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğuna ilişkin delil bulunmadığını belirten Savcılık, kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

''Anayasal bir kurum olarak düzenlenen ve Türk milleti adına yargılama faaliyeti yapan askeri mahkemelerin görev ve yetkilerine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alındığında, söz konusu olayla ilgili soruşturma görevinin Genelkurmay Başkanlığı Askeri Savcılığına ait olduğuna kuşku bulunmamaktadır''

- 16 Haziran 2009 tarihinde belge üzerinde karargah çalışma usulleri, askeri yazışma teknikleri ile emir, talimat, yönerge ve uygulamalara uygunluğu açısından bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır. Düzenlenen raporda, belgenin şekil açısından hiçbir askeri yazı biçimine uymadığı, belgeye resmi evrak niteliği kazandıracak herhangi bir unsuru içermediği, karargah çalışma usulleri ve askeri yazım teknikleriyle uyuşmayan birçok maddi hata bulunduğu, askeri yazışma gelenekleriyle örtüşmeyen ibare ve kısaltmalara yer verildiği belirtilmiştir.

- Bilgisayarlar üzerindeki inceleme 13 Haziran 2009'da tamamlanmış, düzenlenen raporda söz konusu belgeye veya belgenin izine rastlanılmadığı belirtilmiştir.

- Adli Tıp Kurumunca tanzim edilen raporda özetle inceleme konusu fotokopi belgedeki imzanın belgeye sonradan eklenip eklenmediği ve Albay Çiçek'in mukayese imzaları arasında biçimsel olarak benzerlik saptanmakla birlikte fotokopi belgeden yapılacak değerlendirmelerin sağlıklı olamayacağına işaret edilerek, inceleme konusu imzanın Albay Çiçek'in eli ürünü olduğu ya da olmadığı hususlarında bir tespite gidilemediği belirtilmiştir.

23 Haziran 2009 Salı

Padişahım Sen Çok Yaşa!

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Karaman’dan Ankara'daki bir nikaha yetişmek için yola çıktı. Ancak Gül ve ekibi geç kalmışlardı. Cumhurbaşkanı’nı eski Bayındırlık Bakanı Zeki Ergezen'in oğlunun düğününe yetiştirmek isteyen bürokrasi, iki şehir arasındaki yolu kapatarak bir ilke imza attı.
Bu olaydan geriye ise, Cumhurbaşkanı düğüne yetişsin diye kendi işlerinden ve zamanlarından olan vatandaşın çaresiz isyanı kaldı.

Görüntüsü için tıklayın.

22 Haziran 2009 Pazartesi

And the Top Gear's Stig is..

Sırası Gelenler...

DEMEK ki Genelkurmay'daki subay, yazıcıya "Darbe planı yapalım" dedi. Yazıcı "Kaç kopya olsun komutanım?" diye sordu.

Komutan "Üç..." dedi:

"Biri avukat arkadaşa gidecek, birisi Taraf Gazetesi'ne, biri de zaten gizli..."

Yazıcı selam çaktı, oturup yazdılar.

Bitince subay komutana koştu:

"Komutanım adı ne olsun?.."

"Neyin?.."

"Darbenin... Yapmıyacak mıyız?.."

"Yapacaz..."

"Darbenin adı olsun ki, ne yaptığımızı bilelim..."

Sonunda gizli şifreli, kimsenin anlayamayacağı bir isim buldular:

"AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı..."

Komutan sordu:

"Ne olduğu anlaşılıyor mu?.."

Öbürü yanıtladı:

"Hayır komutanım, hiç anlaşılmıyor... Sanki başka bir şeyin şeyiymiş gibi belli bile değil..."

Komutan sevindi:

"Şifreli ya..."

*

İki gündür onu düşünüyorum; Genelkurmay'ın darbe planı herhangi bir avukatın bürosunda ne arıyor?..

Doğrusu belgenin başlığı da ilgimi çekiyor:

"AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı..."

Levazıma bulgur alımı emrini gördüğümüzde, iki gün "LK-BAT"ın bizim akşam yiyeceğimiz bulgur pilavı ile ne ilgisi olduğunu düşünmüştük.

Sonra anlamıştık ki "Levazım Komutanlığına-Bulgur Alma Talimatı" yani; LK-BAT...

Ama darbe planı bu kadar açık ve net:

"AKP ve Fethullah Gülen'i bitirme planı..."

*

Neler oluyor sizce?..

Ergenekon davası, emekli paşalara ve sıradan insanlara gerekeni yaptı. Ama TSK içindeki rütbelilere uzanamadı...

Bunun ön hazırlığı mıdır bu?..

Dilini tutamayan Bülent Arınç'ın halkın önünde daha geçen gün "Sıra büyüklerinde..." demesinden tam on gün sonraya denk geliyor bu olanlar...

Sıra büyüklerde mi?..

Yazı: Bekir Coşkun

18 Haziran 2009 Perşembe

Emporio Armani Diamonds

Bayılıyoruz!!!

Weeze



Kleve



Nijmegen



Amsterdam

























Padova







Zaman Gazetesinden Bir Komplo Klasiği

Türk basınında son zamanların en önemli komplo klasiklerinden birine dün Fethullah Gülen cemaatine yakınlığıyla bilinen Zaman gazetesi imza attı.
Bu gazete, Genelkurmay Başkanlığı karargâhında bir kurmay albay tarafından hazırlandığı ileri sürülen, ancak gerçek mi yoksa sahte mi olduğu hâlâ kesinleşmemiş olan belgenin doğru olduğu varsayımından hareket ederek, pek çok gazeteyi töhmet altında bırakan bir komployu sayfalarına taşıdı.
Zaman gazetesi, bu komploya dün “Haberler Tuzak Kokuyor: Yoksa Eylem Planı Devrede Miydi?” başlığıyla tam bir sayfasını ayırdı. Bu haberde, bazı gazetelerin nisan ve mayıs aylarında yayımladıkları haberlerin, söz konusu andıç doğrultusunda “kirli bir tezgâhın devreye sokulduğu izlenimini verdiği” yazıldı.
Habere göre, bu planda söz edilen konularla örtüşen pek çok husus sonradan gazetelerde haber olarak yer almıştı. Zaman, “bu örtüşmenin ortaya bazı soruların çıkmasına yol açtığını” belirterek, “birçok haber sanki tek bir kaynaktan yönlendirilme yapılmış izlenimini veriyor” dedi.
Zaman, iddiasını desteklemek üzere bir dizi kupür ve tam 50 haberin başlığını yayımladı. Bunların hepsi Milliyet, Hürriyet, Vatan, Sözcü ve Cumhuriyet gazetelerinden seçilmişti. Zaman gazetesinin imasına göre bu gazetelerin mutfakları, yazı işleri kadroları Genelkurmay Harekât Başkanlığı’nda hazırlanmış olan bu andıç doğrultusunda faaliyet göstermekteydiler.
Örneğin, Milliyet’in “kirli tezgâha uygun”, yani andıç doğrultusunda hazırlandığı ima edilen manşetlerinden biri Zaman yazarı Ali Bulaç’ın eşcinsellerle ilgili sözlerini konu alan “Ortaçağ kafası” başlığıydı. Milliyet’ten gösterilen bir başka kupür, “Sınırda keskin viraj” manşetiydi ve Ermenistan sınır kapısının açılacak olmasının Türk dış politikasında yol açtığı kritik durumu konu alıyordu.
Gazetenin yayımladığı “kirli tezgâh” haberleri dikkatli bir şekilde incelendiğinde ortaya oldukça garip durumlar çıkıyor. Zaman, bu çerçevede “14 Mayıs işgal kalkmadan o sınır açılmaz” başlığını, andıcın hedefiyle örtüşen bir haber olarak okurlarına sunuyor.
Yapılan bir arşiv taraması, bu başlığın aynı gün pek çok gazetede yayımlandığını gösteriyor. Bu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Bakü ziyaretinde yaptığı Ermenistan’ın Karabağ’ı işgali kalkmadan Ermenistan sınırının açılmayacağı yolundaki açıklaması. Yani, rutin bir haber. Başbakan’ın Bakü’de yaptığı bu açıklama nasıl olup da “kirli tezgâh haberi ” olarak sunuluyor, anlaması gerçekten güç.
İşin bir de komik tarafı var. Erdoğan’ın bu açıklamasını manşetinden veren gazeteler arasında bizzat Zaman gazetesi de var. Demek, Zaman da Genelkurmay Psikolojik Harekât bölümünün kirli tezgâhına gelmiş.
İlginç olan bir nokta, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ’un son iki ay içinde yaptığı açıklamaların önemli bir bölümünün, örneğin “üniter devletin çivisi oynamaz” yolundaki sözlerinin haberleştirilmesinin bile “kirli tezgâh” faslında gösterilmesi.
Zaman, andıç doğrultusunda, “Gülen hareketi ile irtica arasında ilişki kurup bu hareketi kötülemeyi amaçlayan” haberlerden de bir derleme yapmış. Bunlar arasında sıralanan “Karayılan: Gülen ilerisi için bir risk” başlığı, PKK yöneticilerinden Karayılan’ın Milliyet yazarı Hasan Cemal’e verdiği mülakatın manşeti. Bu bağlamda, Karayılan’ın mülakatı da andıç doğrultusunda bir haber olarak takdim edilmiş oluyor.
Bu fasılda Prof. Yılmaz Esmer’in hoşgörü araştırmasının Milliyet tarafından “Hoşgörü uzakta” başlığıyla verilmesi de yine “kirli tezgâh” olarak takdim edilmiş. Yani, Prof. Esmer de gitti...
Zaman’ın Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, her pazartesi günü köşesinde basına yüksek gazetecilik ahlakı üzerine öğütler verirken, kendi sorumluluğundaki yayın organında, bu kadar gazetenin “kirli” olmakla suçlanması ve böyle bir iftirayla andıçlanmaları ciddi bir tenakuz oluşturuyor aslında.
Fethullah Gülen’in ABD’de yaptığı, “gönüllüler hareketinin temsilcilerinin silah edinmek şöyle dursun, yanlarında iğne bile taşımadıkları” yolundaki sözlerini yayımlayan da Zaman gazetesi değil mi? Gülen, “sevgiye kilitlenmiş bu insanlar karıncaya bile basmazlar” diyor.
Karıncaya basmayanlar nasıl oluyor da bu kadar insana iğnelerini batırarak töhmet altında bırakmakta hiçbir beis görmüyorlar?

2 Haziran 2009 Salı

Mayınsızlaştırma: Fiyat Kırıyorum

1990’da Irak Kuveyt’i işgal edince Türkiye 34 devletle birlikte ABD’nin yanında Saddam Hüseyin’e karşı savaşa girdi.
O zamanlar Başbakan olan Turgut Özal, halkı ikna etmek için Türkiye’nin savaştan ekonomik çıkar elde edeceğini söyledi, “Bir koyup üç alacağız” dedi.
Bu hesabın tuttuğunu sanmıyorum. Ama bazı şirketler Kuveyt’ten para kazandı. Bunlardan biri işadamı İbrahim Çeçen’in İçtaş adlı şirketidir.
Kuveyt-İran sınırında her iki ülkenin gömdüğü mayınlar ve savaş sırasında ABD’nin havadan attığı patlamamış bombalar vardı. Saddam yenilince Kuveyt bölgeyi mayınsızlaştırmaya karar verdi ve işi Türkiye, İngiltere, Mısır gibi müttefik devletlerin şirketleri arasında bölüştürdü. Türkiye’ye düşen işi İçtaş aldı.

Bu konudan bana ilk defa mayın yazılarımı araştırırken konuştuğum bir İngiliz mayın şirketinin patronu bahsetti.
Bunun üzerine İçtaş’ı araştırmaya başladım ve TAHAL adlı bir İsrail şirketi ile Türkiye’de ortak işler yapmış olduğunu öğrendim.
Acaba Çeçen, TAHAL ile ortaklığını Suriye hududundaki mayınlı bölgeyi temizlemek için harekete geçiriyor olabilir miydi? Kaynaklarım bana TAHAL’ın bölgede tarım yapmakla ilgilendiğini fısıldamıştı.
TAHAL, İbranice Tikhnun ha-Mayim le-Yisrael kelimelerinin kısaltılmışıdır. İsrail İçin Su Planlama anlamına geliyor. Bir devlet şirketi olan TAHAL, 1952’de Tarım Bakanlığı’na bağlı su kaynakları departmanları ile İsrail su şirketi Mekorot’un mühendislik bölümünün birleştirilmesinden meydana gelmiştir. Hisselerinin yüzde 52’si İsrail devletine aittir. TAHAL Consulting Engineers Ltd adı altında inşaat ve yatırım işlerine girmiştir.
“İsrailliler GAP’ta toprak satın aldı” yaygaraları, bu şirketin DSİ için Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde bir sulama projesi üstlenmesiyle başladı. Ama güvenilir kaynaklardan aldığım bilgiye göre, bu bölgede TAHAL’a ait arazi yoktur.
İlginç bir tesadüf eseri bunları araştırırken Çeçen’den telefon aldım. Tanışmıyorduk. Mayın konusunda çıkan yazılarımı okumuştu.
“Gerçeğe yakın yazıyorsunuz” diye söze başladı. Bir yanlışımı düzeltmek istiyordu. Türkiye-Suriye hududunu mayından arıtmak işinin hükümetin ileri sürdüğü gibi “milyarlarca dolar”lık değil, 500 milyon dolarlık bir iş olduğunu yazmıştım.

Çeçen bu rakamın da abartılı olduğunu düşünüyordu.
“Biz Kuveyt’te mayın işine girdik. Yanımıza Amerikalı taşeron bir firma alarak mayınları temizledik. 500 kilometrekarelik araziyi 14 ayda 50 milyon civarında bir paraya bitirdik. Hem biz para kazandık, hem Amerikalı taşeronumuz para kazandı, hem de Kuveytli sponsorumuz” dedi.
Yabancıların Kuveyt’te iş yapmaları için yasal olarak Kuveytli bir ortak bulmaları zorunludur. Buna sponsor denir.
Çeçen, “Size verdiğim rakamlar resmi kayıtlarda var, bilinmeyen bir şey değil” dedi.
Benim kaynaklarım (belki beni saf buldukları için) 500 milyon dolar diyorlardı ama Çeçen’in tecrübesine göre bu iş çok daha ucuza yapılabilirdi.
“Ne kadara?” diye sordum.
“Tahminime göre 100 milyon doların altında rahat yapılabilir” dedi.
Ona “TAHAL’la bu işe girecek misiniz?” diye sordum. Girmeyeceğini söyledi.
Oysa hükümet işin “milyarlarca dolar”a mal olacağını iddia ediyor ve bu rakamın arkasına sığınarak Türkiye’nin işin altından kalkacak parası olmadığını söylüyor.
Çeçen’in söylediklerini size, hükümetin gerçekleri saptırarak takas usulüyle birilerine toprak kiralamak istediğinin son kanıtı olarak sunuyorum.

Yazı: Metin MÜNİR

22 Mayıs 2009 Cuma

Yemek Çok Sıcak, Yutulması İçin Biraz Üflemek Lazım

PKK, maalesef (veya bazılarınca maalmemnuniye) hem siyasi hem de yenilmezliğini kabul ettirerek bir bakıma askeri cephede de "TC"yi yenmiştir.

Askeri kısmını, eski komutanlarımız söylemektedir. Tam istihbaratla, son model savaş uçakları ve tanklarla günlerce dövülen Kuzey Irak dağlarında konuşlanmış PKK, şüphe yok ki zayiat vermiştir. Ama kalan kuvvetlerini toparlamış ve kısa süre sonra hudut karakollarımızı basmıştır. PKK halen, istediği zaman, istediği yerde silahlı eylem yapabilmektedir. Böylesi öldürmeli operasyonlar PKK'nın, ayrılıkçı olsun, olmasın tüm Kürtler üzerinde, korkuyla karışık bir saygıya dayanan otorite kurmasına imkán sağlamıştır. Böylece PKK, Kürt hareketinin siyasi kanadının da tartışılmaz patronu olmuştur. PKK'nın siyasetine ve onun önderi Öcalan'ın talimatına karşı çıkacak Kürt siyasetçinin akıbeti çok feci olur. Buna hiç biri cesaret edemez.

İşte tam bu ortamda, Kürt meselesinin çözümü için şartların oluştuğu söylenmektedir. Bir açıdan bu ifade doğrudur. Çünkü TC azmini kaybetmiştir. Esasen barış anlaşmaları hep böyle zamanlarda yapılır. İki tarafın da davasını sürdürme ümidi devam ediyorsa, barış olmaz. Taraflardan biri, davasından vazgeçmişse vakit tamamdır. Türkiye yorgundur. Suçluluk kompleksi içine itilmiştir. Ne olacaksa olsun, yeter ki terör bitsin deme noktasına gelmiştir. Zaten terörün amacı da karşı tarafı bu noktaya getirmektir. Hiçbir terör örgütü, terör olsun diye terör eylemi yapmaz. Amaç, her zaman siyasidir. Bu şartlar altında "ümit veren" müzakerenin gündemini örgüt belirleyecektir. Yandaş ve dindar diye adlandırılan medyadakiler başta olmak üzere liberal yazarlar, PKK'nın ileri sürüleceği şartları makul bulacaktır. Çözüm, yani bölünme için gerekli psikolojik ortam oluşursa, müzakereler sanıldığı kadar uzun sürmeyebilir. ABD ve AB, Türk devlet adamları "cesur(!) adımlar" atabilsin diye hükümeti maddi ve manevi olarak destekleyecektir. CIA taşeronları, türlü çeşitli "dinleme-dillendirme-sızdırma" haberlerle taraflı basını besleyerek, kamuoyunu oluşturacaktır. Kaldı ki, geçiminin yurt dışından gelecek paraya bağlı olduğuna inandırılmış bir toplum, dış baskılara fazlaca direnemez.

Cumhuriyet'in iki büyük projesi vardı. Biri "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" diye söylenen "láiklik"; diğeri "Ne mutlu Türküm diyene" özdeyişinde ifadesini bulan "Milli Birlik" idi. İkisini de sürdürmek mümkün olamadı. Hayırlısı ne ise o olsun. Demokrasi işlemektedir. Ülke için neyin iyi olduğuna halk, yani onun temsilcisi meclis karar verecektir. Doğru kararın ne olduğunu, halktan yani meclisten daha iyi bildiğini kimse iddia etmemelidir. Cumhuriyet sevdalıları için olanları ve olacakları hazmetmek zordur. Ama yapacak bir şey de yoktur.

Son Söz: Çözüm, çözdüğünden büyük sorun yaratmamalıdır.

Yazı: Ege Cansen

21 Mayıs 2009 Perşembe

Metrobüs ile Finale Geliyoruz Dediler..

Gerçekten Mecidiyeköy'den kalkıp gelmişler !

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Kibar Feyzo

*LA: Luis Aragones
*AY: Aziz Yıldırım

AY: Bu takımın hali nedir böyle Luis .
LA: Ben yapmışım ağam beni kovacak mısın ?
AY: Kovmicim ulan seni it oğlu...
***
LA: Maç Kaç Kaç ?
AY: Ulan takımın a.koydun it oğlu it.
LA: Şampiyonlar ligine mi gidecektin ağam ?
AY: Ulan seni ....
LA: Koviyimisin ağam ?
AY: Kovmiyirim ulan it oğlu it.
***
AY: Ula dur napıyorsun lo dellendin mi hayvan oğlu hayvan (Aragones kupa finalinde V.Babacan'ı, Ali Bilgin'i ilk 11, Gökhan Gönül'ü stoper oynatır)
LA: Bu takımın esansı eksik ağam itibarına gölge düşiyi.
AY: Ulan puştoğlu seni !!!
LA: Kovdun mu ağam ?
AY: Kovmirim ulan, kovmirim dürzi , kovmirim ...
***