10 Mart 2009 Salı

Cem Karaca-Parka

Her akşam o köşeye asılırdı o parka,
Paltoya para yok ki, ondan alındı parka,
Bir sabah onun sırtında çıktı gitti o parka,

Dedenin üç aylıktan alınmıştı o parka,
Kirli yeşil bir renkti, eskiceneydi parka,
Üst cebi sökülmüştü, kullanılmıştı parka,
Bir sabah onun sırtında çıktı gitti o parka,

Parkasıyla vurulmuş yatar iken buldular,
Dört hain kurşun değmiş, delik deşikti parka..

Baba eski tornacı, gözünü çapak almış,
Dede bir bacağını Sakarya'da bırakmış,
Ananın gözü yaşlı umut ona bağlamış,

Küçük kardeşi bu yıl siyasal'a gidecek,
Paltoya para yok ki, o da parka giyecek,
Ananın gözü yaşlı, delikleri dikecek,
Bir sabah onun sırtında çıktı gitti o parka,

Parkasıyla vurulmuş yatar iken buldular,
Dört hain kurşun değmiş, delik deşikti parka..

Cem Karaca - Ocak 1977

Bu Görüntü Bundan Böyle Anti-Demokratik !

Bugünlerde hükümet aleyhine gelişen pekçok olay üzerine taze taze piyasaya çıkan Ergenekon davasının 2. iddianamesine göre 2007 seçimleri öncesinde yapılan Cumhuriyet Mitingleri AKP iktidarını demokratik olmayan yöntemlerle devirme suçuna kanıt olarak gösterildi. Şimdi ben bu mitinge katıldığım için demokrasi karşıtı mı oldum? Sanırım öyle..

Karşı Devrim

2009 yılının Darwin Yılı olması nedeniyle Mart ayı sayısını Darwin ve evrim teorisine ayıracak olan TÜBİTAK yayını Bilim-Teknik dergisi, "çağdaşlaşması ve demokratikleşmesi" gayesiyle AKP tarafından doldurulan kadrolarının baskısı sonucunda piyasaya bir hafta geç çıkmak pahasına bütün konusunu ve kapağını değiştirerek evrim konusunu çıkarttı. Dahası; TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ömer Cebeci, Darwin kapağıyla ilgili olarak derginin Yayın Yönetmeni ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Dr. Çiğdem Atakuman’ı görevden aldı. Bütün bunlar olurken ilköğretim okullarında aylardan beri Adnan Hoca'nın evrim karşıtı kitaplarının bedava dağıtıldığını da biliyoruz, duyuyoruz. Ne diyelim; uyu güzel halkım, eee ee eee e..

Ananı da Al Git


2007 seçimlerinden önce Mersin'de padişahımtrak başbakanımızı protesto eden ve "ananı da al git" lafını yiyen çiftçi Kemal Öncel, miting yapmaya gelen başbakanı aman protesto etmesin diye yedi saat boyunca gözaltında tutuldu.

7 Mart 2009 Cumartesi

Virginie Efira

Kimin Çocuğu Hangi İşte

RECEP TAYYİP ERDOĞAN
- ABD'de yaşayan oğlu Necmettin Bilal Erdoğan ile abisi Burak Erdoğan'ın eşi Sema Erdoğan 'Atagold' isimli bir altın firmasına ortak.
- Büyük oğul Ahmet Burak Erdoğan denizcilik sektöründe. Bumerz Denizcilik'te ve MB Denizcilik Taşımacılık Limited Şirketi'nde ortak.
- Büyük kız Esra; Berat Albayrak'la evli. Albayrak Çalık Holding'te genel müdür, Cetel Telekom İletişim'de de yönetim kurulu üyesi.

KEMAL UNAKITAN - Abdullah Unakıtan, likit yumurta işi yaptığı AB Gıda A.Ş ile gündeme gelmişti.
- Unakıtanlar şimdi enerji ve kek işi ile ticari alandaki faaliyetlerini büyütme kararı aldı.

ABDULLAH GÜL
- 3-6 Şubat tarihlerinde Suudi Arabistan'a yaptığı resmi ziyarete Gül'ün küçük oğlu Mehmet Emre Gül de katıldı. Emre Gül ilk olarak e-ticaret alanında yatırım yaparak ticari hayatta ismini duyurdu. "Adresime Gelsin Bilişim Teknolojisi ve Ticaret Ltd." adlı 15 bin YTL sermayeli şirket kurdu.
"Bardak içinde soslu haşlanmış mısır satışı" Daily Fresh işiyle de gündeme geldi.
- Gül'ün büyük oğlu Ahmet Münir Merrill Lynch'te çalışıyor.
- Abdullah Gül'ün kızı Kübra Gül geçen sene Mehmet Sarımermer'le evlendi. Damat Sarımermer de, küçük kayınbiraderi gibi internette iş yapıyor. Bunun yanı sıra, Mehmet Sarımermer'in mobilya ve inşaat alanındaki şirketlerde de ortaklığı bulunuyor.

BİNALİ YILDIRIM - Oğlu Erkan ve kızı Büşra'nın sahibi olduğu Derin Denizcilik Gemi Taşımacılık Sanayi ve limited Şirketi var.
- Yıldırım'ın üç çocuğunun Subaru'nun İstanbul'daki 4 bayisinden birisi olduğu da yansıyan bilgiler arasında yer aldı.

HİLMİ GÜLER - Hilmi Güler'in damadı ise eski Çevre ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin oğlu İsmail Pepe. Pepe'nin çocukları Ankara-Balgat'ta 15 yıldır ev yapıp satıyor. İsmail Pepe'nin gemi işletmeciliği yaptığı da gündeme gelmişti.

FARUK NAFİZ ÖZAK - Oğlu Mehmet Akif Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün oğlu Emre Gül'ün bardakta mısır satan Daily Fresh şirketinden bayilik alarak mısır işine girmesiyle gündeme gelmişti. Bunun için bir arkadaşı ile Öztok Gıda İnşaat Ltd. adlı şirket kurmuş, Atatürk Havalimanı'nda ve Bakırköy Capacity'de bardakta mısır satmaya başlamıştı.

DURMAK YOK, YOLA DEVAM ASLANLARIM !!

Cerrah !

İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah bu ay itibarı ile İstanbul'da en uzun süre görev yapan emniyet müdürü olmuş. Kendisinin bu parlak kariyerinde olan olayları bir hatırlatalım:

-5 Kasım 2003'te günü Beyoğlu'ndaki Neve Şalom ve Şişli'deki Beth İsrael sinagoglarına yönelik bombalı saldırılar yapıldı, kendisi bu dönemde milli takımımızın deplasman maçlarını kovalıyordu. Aynı katliamdan beş gün sonra Levent'te HSBC'de ve Beyoğlu'nda İngiliz Konsolosluğu'nda bomba yüklü araçlar patlamıştı.

-6 Mart 2005'te Beyazıt'ta 8 Mart kadınlar günü için eylem yapan gruba polis sert müdahalede bulundu. Polisin dayağına maruz kalanların birçoğu kadınlardı.

-Eylül 2005'te Fatih Cami önündeki Hizb-ul Tahrir örgütünün yasadışı irticai gösterisine müdahale edilmedi.

-Cerrah'ın Savaş Ay'la yaptığı 28 Kasım 2005 tarihli söyleşi de ibretlikti. Cerrah "eşim de kızlarım da iyi silah kullanır. İlkokuldan beri ateş etmeyi öğretirim çocuklarıma. Ateş etmek rahatlatır insanı. Patlayan tabanca sesi huzur bizim gibilere. Stresini alır" diyordu.

-4 Nisan 2006'da da fuhuşa yönelik 'barbie' operasyonunda gözaltına alınanlar deşifre edildi. Cerrah "polisimiz namuslu kişileri afişe etmez" dedi.

-Vatan Caddesi'nde 2006 30 Ağustos'unda ki Zafer Bayramı töreninde Lübnan'a asker gönderilmesini protesto eden dört üniversiteli linç edilmek istendi. Cerrah linç girişimi için "güzel tepki" karşılığını verdi.

-Gazeteci Hrant Dink suikast sonucu öldürüldü. 11 ay önce Trabzon Emniyeti'nden suikaste ilişkin ihbar alan İstanbul Emniyeti, bu yönde herhangi bir tedbir almadı. Dink'e yönelik tehditlere karşın kendisine koruma tahsis etmedi.

-Görevi boyunca kılık-kıyafet yönetmeliğini bıyığıyla çekinmeden çiğnemeye devam etmiştir.

-Fatih Camisinin imamını öldürdükten sonra cemaat tarafından linç edilerek öldürülen katil zanlısı için; "zanlı kafasını minbere vura vura kendini öldürdü." demiştir.

-Maraton programına canlı yayında telefonla bağlanıp "benim polisim gazeteci dövmemiştir, dövdüyse de gazeteci haketmiştir." demiştir.

-Her sene 1 Mayıs'ta İstanbul'u yasak şehir haline getirip, savaş alanına çevirmiştir.

Ne diyelim, üstün başarılarının devam etmesi dileğiyle.

Fenerbahçe

6 Mart 2009 Cuma

Adriana Lima

Ödev mi Yapıyorsunuz?

AKP'nin yalan üretme kuruluşu ve yandaşlarına iş bulma kapısı haline gelen Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarihi bir hata yaptı. TÜİK, Aralık ayı için yüzde 11.9 olarak açıkladığı sanayi üretimi rakamını bir kaç saat sonra yüzde 17.6’ya revize etti. Neden olarak ise bir firmanın verilerini ton değil kilogram cinsinden vermeleri olarak açıkladılar. Firma böyle bir veri verdiyse bile o kurumda bu verileri kullanan-giren görevli nasıl oluyor da hatayı çözemiyor? Aynı hatayı üniversitede ödev yaparken biz yapsak dersi ertesi sene tekrar alacağımız garantilenir.

Bu arada bu müthiş kurumun verileriyle paper hazırlayıp, "şu kadar yayınım var heyt" havalarına girip, ünvanını yükselten hocalarımıza da selam olsun!

Fena Yakalandı


Zaman gazetesinde acayip (eleştirmeye değmeyecek) yazılarıyla AKP'nin her rezaletini bile övebilen yazar ve "profesör" Mümtazer Türköne Ergenekon davası hakkında yine atıp tutarken, kendisinin zamanında Susurluk olayının aktörleriyle ilgili Tansu Çiller'in söylediği "bu memleket için kurşun yiyen de şereflidir, atan da." sözünün yaratıcısı olduğu ortaya çıktı.

Korku Cumhuriyeti

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok, Ergenekon davasıyla ilgili şaka yapmaya bile korkulduğunu belirterek, “Yarın öbür gün yaptığım geyik muhabbeti karşıma getirilecek. Böyle bir korku yaratmaya ne hakkın var?” demiş. Koskoca Barolar Birliği Başkanı bu korkuya kapılmışsa bu ülkede demokrasiden söz edilebilir mi? Emekli iki orgenerale iktidarı anti demokratik yöntemlerle devirmeye çalışmaları suçlaması yöneltilip buna kanıt olarak düzenlenen Cumhuriyet mitingleri gösterilirse bu ülkede demokrasi var mıdır? İnsanlar önce yazı yazılıp haber verilip hala gelmiyorsa alınması gerektiği yerde sabahın köründe pat diye gözaltına alınıp sonra aylarca cezaevinde tutulup tahliye ediliyorsa, ya da bir gözaltına alınıp bir salınıyorsa bu ülke demokratiktir kim diyebilir?

Özgürlükçü Tayyip

Artık "padişah" ünvanıyla anılan ülkenin gelmiş geçmiş en demokrat(!) başbakanımız, Hillary Clinton'a ABD'nin insan hakları raporunda Türkiye hakkında yapılan eleştirilerin Aydın Doğan medyasının dış bağlantılarını kullanıp baskı oluşturarak yazıldığını söyleyip Clinton'ı uyaracakmış!

Doğan Holding'e ceza kesildikten sadece altı gün sonra açıklanan raporu bu kısa sürede bu kadar değiştirme etkisi iddiasına mı gülelim, yoksa gündemde Irak, Afganistan, PKK, ekonomik kriz gibi konular varken başbakanın bu konuya zaman ayırmasına mı üzülelim?

Ne Var Orada

Çanak Çömlek Patladı

Cumhuriyet Gazetesi’ne el bombası atılması karşılığı, Ergenekon Örgütü üyelerinden 500 bin dolar aldığını öne süren Danıştay Baskını sanığı Osman Yıldırım'ın ifadelerini, baz istasyonu kayıtları yalanladı.

Ergenekon davasının "gizli tanıklarından" Osman Yıldırım ifadesinde 0 Nisan 2006 günü İstanbul Ataşehir’de Alparslan Arslan’la buluşarak, birlikte bir villaya gittiği, burada Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan ve Oktay Yıldırım ile buluştuğunu anlatmıştı. Yıldırım, Tekin’in üç el bombası vererek 500 bin dolar karşılığında Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanmasını istediğini, kendisinin de bunu kabul ettiğini söylemişti.

Ancak Muzaffer Tekin, Rasim Görüm, Veli Küçük, Oktay Yıldırım, Fikri Karadağ ve Zekeriya Öztürk’ün telefon dökümlerinin kayıtları, sanıklardan hiçbirinin o tarihte Ataşehir'de bulunmadığını ve Arslan ve Yıldırım’la görüşmediğini ortaya çıkardı.

Şimdi cevaplanması gereken soru ise sanıklıktan tanıklığa terfi eden -ettirilen- Osman Yıldırım'ın neden yalan ifade vererek insanları suçlu durumuna düşürdüğü..

4 Mart 2009 Çarşamba

Pes..

Resmi Sitede yayınlanan yazı ve fotoğraflar malum. Aynı şekilde hedef gösterme kaygısıyla yayınlanan diğer fotoğraflarda. Baştan söylemek lazım; bıçak çekmenin kabul edilebilir bir tarafı yok. Fakat o bıçağı çektireni kişiyi iyi tespit etmek lazım.

Başkanın sezon başından beri yaptırdıkları, E Blok'a yığdığı adamları, yağdırdığı cezaları, paralı askerleri ve daha nicelerinin üst üste gelmesi sonrasında yaşandı bu olaylar. Belki daha beterini yaşayacağımız günlerde var.

İşte böyle bir durumda, yönetim Fenerbahçe'nin resmi sitesinden tanımıyoruz, kabul etmiyoruz, herşeyin sorumlusu bunlar dediği adamların resimlerini, kamera kayıtlarını yayınlıyor. Sezon başından beri milletin bas bas bağırdığı kamera görüntülerini. Hani GFB'nin masum olduğu fakat günah keçisi ilan edildiği zaman yayınlayın dediği fakat yönetimin işine gelmediği için yayınlayamadığı görüntüler.

Şimdi tam istedikleri gibi birşey buldukları için günlerce, aylarca yayınlayacaklar bu fotoğrafları. Fakat insan sormadan edemiyor. O sırada bu adamlar kimin üstüne yürüyor, kiminle münakaşaya giriyor? Onların hiç mi görüntüsü yok, o adamlar bu olaylar olurken armut mu toplamış ve en önemlisi bu olaylar nasıl başlamış? Her açıdan kayıtta olan kameralar bunları yakalamamış mı?

Yeter be Aziz Başkan yeter. Sen açtın bu dertlerin hepsini milletin başına. Unutulmaz birisi olmak varken öyle işler yaptın ki, kendi taraftarın bile nefret eder oldu senden artık.

Nasıl olacak bu işler Başkanım?

11 Şubat 2009 Çarşamba

7 Şubat 2009 Cumartesi

Sarı - Lacivert - Şampiyon - Fener !



DAİMA HATIRLA!!

Laura Ramsey

Bu da iç geçirten sahnesi:

6 Şubat 2009 Cuma

İslam Çupi

Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz.

İslam Çupi
1932-2001

Bağımlılık

Gündelik yaşamın yorucu temposu herkesi bunaltır bazen. Kafamızın içinde arkası gelmeyen sesler yükselir her saniye. Hani bilirsiniz her an bir koşuşturmaca, böyle bir şeylere yetişmeye çalışma ama başaramama hissi vardır ya, onlardan bahsediyorum. Sürekli kaçırdığımız bir şeyler olduğunu düşünürüz. Unuttuğumuz mutlaka bir şey vardır bir yerde. Hayat o kadar hızlıdır ki yakalayamayız bir türlü.

İşte bu hayatı yavaşlatmanın belki de en etkili yoludur alkol. Ama argo tabirle de olsa hemen belirtmeliyim: "Ağzıyla içmesini bilen" için geçerlidir bu söylediğim. Alkol bir elek gibidir aslında. Gereksiz bütün sesleri kısar beyindeki, geriye sadece gerçekten bizim için önemli olan şeyler kalır. Hüzünse şişenin dibine kadar gidersin, neşe kaldıysa durmadan gülersin. Hayat yavaş çekimdir artık. Yakalamak çok kolaydır. Düşünceler kayıp gitmez bir o yana bir bu yana. Senin için neyin değerli neyin değersiz olduğunu o zaman anlarsın. Bu yüzdendir normaldir hiç aramadığın kimselere alkollüyken ulaşmaya çalışman. Cesaretin de artar alkolle belki ama asıl neden neyin önemli olduğuna karar vermendir. Hayat hızlıca akıp giderken kendimizi çok küçük hissederiz. Kocaman dünya miniciğizdir. Alkol o dünyayı küçültür. Güvenimiz artar. Normalde asla terkedemeyeceğimiz, ama terketmemiz gereken, sevgilimizi alkol alınca "şutlayabiliriz" anca. Karşısında el pençe divan durduğumuz patronumuzla sadece içki masasında "enseye tokat" takılabiliriz. Tekrar hatırlatmam gerekecek ama sanırım. Bu dediklerimin hepsi içmesini bilen için geçerlidir. Neyse, sonuçta alkol bir nedir? Bağımlılıktır. Peki Fenerbahçelilik nedir?

Fenerbahçe maçları öncesi stadyum çevresinde bulunanlar iyi bilir. Boğadan aşağı doğru sallanan adamın umrunda mıdır gündelik sıkıntılar? Tek gördüğü sarı ve lacivert, tek düşündüğü Fenerbahçedir. Moda sahilinde denizi seyrederek maç saatini bekleyen liseli, derslerini mi düşünüyordur acaba? Yoğurtçu Parkı'ndan Şükrü Saraçoğlu'na bakan gencin aklında az önce ayrıldığı kız arkadaşı mı vardır? Tabii ki hayır. Fenerbahçe kendine güvendir. Toplu halde stada yürüyen kalabalığın aklından zerre yenilgi geçmez. Kolkola girersin yanındakiyle, yanındaki patronundur görmezsin. Maç öncesi kız arkadaşın arar kavga etmek için anında gideri verirsin. Dünyaya meydan okursun sanki. Asla yalnız hissetmezsin. Şimdi sizce Fenerbahçelilik bir nedir? Şüphesiz bağımlılık.

Bu iki bağımlılığın beraber yaşandığı çok özel bir yer vardır aslında, Nazlı diye bilinir. Şimdi onu da başka bir yazının konusu yapalım.

Sağlıcakla,

SERT

5 Şubat 2009 Perşembe

Gol Sevinci

Fethullah Gülen ve Ergenekon

Fethullah Gülen ile Ergenekon davası arasında bir bağlantı var mı?
Resmen yok gibi görünüyor, ancak birçok belge, tanık, ifade, bu iki isim arasındaki hesaplaşmayı ele veriyor.
Güney’i sorgulayan Ahmet İhtiyaroğlu, her konuda bülbül kesilen Güney’in, konu Gülen’e geldiğinde tedirgin olup terlediğini söylemişti.
Kendisinin de Fethullah Gülen oluşumu içinde yer aldığını söyleyen Güney ne demişti:
“Eskiden Gülen, Ergenekon’un bir alt yapılanmasıydı. Zamanla onu geçti. Emniyet’te güçlendi. 28 Şubat sonrası Ergenekon, Gülen oluşumunu tasfiye kararı aldı. Şimdi Gülen ile Ergenekon arasında çatışma var.”
* * *
Yani şimdi de tersi mi oluyor?
“Gülen oluşumu”, Ergenekon’u mu tasfiye ediyor?
Olup bitenlere bir de bu açıdan bakalım:
Mesut Yılmaz, NTV’deki Neden programında Gülen örgütlenmesini kastederek dedi ki:
“Bana bizzat Emniyet’ten gelen bilgilere göre, Emniyet içinde ‘F tipi’ yapılanmalar oluyor. İstihbarat, tamamen F tipi(ymiş). Bu doğru ise, durum vahimdir. Her türlü manipülasyona açık olmak gerekir.”
Aynı programda CHP’li Hakkı Süha Okay da daha önce Aydınlık’ta yayımlanan bir belgeyi hatırlattı. 1999’da Emniyet’in hazırlayıp DGM’ye sunduğu bu belgede, “Emniyet’teki F Tipi Örgütlenmenin Etkin Elemanları” listeleniyordu. Okay’a göre bu listede “Fethullahçı polisler” arasında sayılanlardan biri, bugün “Telekomünikasyon İletişim’in başındaki kişi”ydi.
O polisler Türkiye’yi dinleyen mevkilere terfi ederken, bu yapılanmayı tasfiye etmeye çalışanlar ne oldu?
2002’de DGM savcısı Nuh Mete Yüksel‘e polisteki Fethullahçı yapılanmayı rapor eden Emniyet Müdürü Adil Serdar Saçan Ergenekon davasında tutuklu şimdi...
Nuh Mete Yüksel ise gizli kamerayla kaydedilmiş yatak görüntüleri olduğu haberi yayılınca görevden alındı.
* * *
Doğu Perinçek’in polis sorgusunu okudum:
“Emniyet’teki Fethullahçılar listesi” ona da sorulmuş.
“Partideki arkadaşlar getirdi” demiş Perinçek...
Üstelemiş polisler:
“Emniyet’teki Fethullahçı yapının ortaya çıkarılması için herhangi bir çalışma yaptınız mı?”
“Bu tür bilgileri toplarız” demiş Perinçek...
Sormuşlar:
“İddia ettiğiniz Fethullahçı yapılanmayla ilgili elinizde somut veriler mevcut mu?”
“AKP kapatma davası iddianamesinde de var” demiş Perinçek...
Yine sormuşlar:
“Savcıyı ve Emniyet teşkilatını zan altında bırakan bu tür ithamlarınızın amacı nedir?”
“Aydınlık dergisinde Adil Serdar Saçan’la bir röportaj yapmışsınız. ‘Her yıl 100-150 bin öğrenci, cemaat üyesi olarak polis okulundan mezun oluyor’ diye başlık atmışsınız. Bu hayal mahsulü iddiayı dezenformasyon faaliyetiniz çerçevesinde mi başlık haline getirdiniz?”
Gülen’in Ergenekon’la ilgisi yoksa, niye ısrarla onu soruyorlar?
* * *
Ergenekon davası avukatları, Güney’in sorgu kasetlerinden Gülen’le ilgili bazı bölümlerin çıkarıldığını iddia ettiler.
Yine avukatların iddiasına göre, Güney, sorguda Gülen’den “Fethullah Hoca” diye söz etmiş; kâğıda geçirenler bu ifadeyi “Fethullah Gülen” diye düzeltmişler.
Gülen’le ilgili ne yazılsa cemaat çevresi hemen tepki veriyor; ama görüldüğü gibi birçok veri, Güney’in bahsettiği “derin çatışma”yı ortaya seriyor.
Hep söylüyoruz:
“Ergenekon temizlenmeli...”
Ve hep ekliyoruz:
“Acaba temizlenen sadece o mu?”

Yazı: Can DÜNDAR

Hatırlıyorum Ama Nerden, Dilimin Ucunda !

‘Önce taraftarlardan, teknik direktörden, teknik kadrodan ve futbolculardan özür dilerim. Kuvvetli bir karakterim var ve futbol hayatımın en kötü anlarından birini yaşıyorum. Kulübe ya da taraftara karşı bir tepki vermedim, kendime verdiğim bir tepkiydi. Çünkü taraftarlar hala %100 gerçek Kezman’ı görmediler. Sağlam bir yapım var ve kalitemi kanıtlamak için elimden gelenin en iyisini yapacağım.’

Mateja Kezman, PSG-Bordeaux maçında oyundan alınması nedeniyle formasını fırlatmasından sonra.. Bu cümleleri ezberlemiş herhalde.