7 Aralık 2008 Pazar

Ekonomik Kriz Üzerine

2001 krizinden ülkeyi başarıyla çıkaran ekibin Hazine Müsteşarı Faik Öztrak'ın dünya çapında ve Türkiye'de yaşanan ekonomik kriz ile ilgili yapılan röportajından bazı görüşleri:

Neresindeyiz biz krizin; ortasında mı, yoksa daha başlamadık mı bile?
Önce şunu anlamamız gerekiyor: Biz iki kriz yaşıyoruz. Biri bu dünya krizi, diğeri de Türkiye’nin kendi krizi. Türkiye aslında zaten iki yıldır kendi krizini yaşıyor.
Ama Başbakan tam tersini söylüyor; “Bu, bazı samimiyetsiz kesimlerin dediği gibi Türkiye’de AKP iktidarının ortaya çıkardığı bir kriz değildir, bu krizin kaynağı ABD’dir, Avrupa’dır” diyor...
O zaman biz de biraz rakam verelim:

1 2006’dan itibaren bize benzeyen ekonomiler 7.9 büyümüş, biz 6.9. 2007’de onlar 8 büyümüş, biz 4.6. 2008’de muhtemelen 6 civarında büyümüş olacaklar, biz 2’nin bile altına düşebiliriz. 2009’da onların büyüme tahmini 5.1, biz ise negatife geçmezsek sevineceğiz.

2 Türkiye’de sadece bu yılın ilk dokuz ayına baktığınızda kapanan ticaret unvanlı firma sayısı geçen yıla göre yüzde 70 artmış. Açılan firma sayında da yüzde 0.2 düşüş var.

3 Asıl en önemli sorunumuz işsizlik. Üçüncü çeyrekte işsizlik oranı yüzde 9.8. Bu 9.8 ne demek, biliyor musunuz? 2001 krizinin ortasında bu oran 7.8’di; 2002’de bile en fazla 9.6’ya çıktı, ama asla 9.8 olmadı.

Yani aslında 2001 krizinden daha mı “işsiz”iz şimdi?
Çok daha vahim durumdayız. Üstelik 9.8’in üzerine bir de iş verilirse çalışmaya hazır olanları, mevsimlik işsizleri, eksik istihdamı ekleyin, bu oran yüzde 18 küsuru buluyor. Yani Türkiye’nin 5’te biri işsiz. Daha kötüsü, aslında çalışmak isteyen kadınların sadece 5’te birinin işi var.

O zaman niye, Boğaziçi mezunlarının ancak ofis görevlisi olarak iş bulabildikleri o 2001’deki kadar travmatik bir durum hissetmiyoruz?
Çünkü orada şöyle ilginç bir durum var: Bankalar batıp, o Boğaziçi mezunları işsiz kaldığı zaman bunu herkes duyar. Finans kesimindeki bu insanlar her yere ulaşabilirler. Ama başka kesimlerde çok büyük işsizlik olsa da bunların çığlıklarını İstanbul’a, Ankara’ya duyurmaları çok zordur. Onların sesi ancak anketlerde çıkar. Bakın, yurt çapında yapılan bütün anketlerde “Türkiye’nin en büyük sorunu nedir?” sorusuna yüzde 60-70 oranında verilen yanıt “işsizlik”tir.

İyi, ama hani bizim seçmen çok “homo economicus” düşündüğü için AKP’ye yüzde 47 oy vermişti; işsizlik bu kadar büyük dertse o zaman yüzde 47 nasıl oldu?
Bakın bunun aynısı Yunanistan’da da yaşandı. Küresel risk algılamasındaki azalmanın yarattığı o sahte cennet içinde herkes o kadar borçlandı ki, millet “Borçlandığımıza göre demek ki işler iyi gidiyor, şimdi bunları değiştirip başımıza iş almayalım” psikolojisi içine girdi.

Sizce evlerimiz ne zaman tam olarak yangın yerine dönecek?
Küresel kriz gelişmiş ekonomilerin reel sektörlerini vurdukça yavaş yavaş bizim de canımız yanmaya başladı. Ama asıl dip noktasını sanırım Şubat-Mart’ta göreceğiz.

Gerçi Başbakan’ın yine de bir umudu var, “En az inşallah bizi etkileyecek” diyor?..
Ne yazık ki OECD aynı fikirde değil. Bu hafta içinde yayımladığı raporunda krizden en fazla etkilenecek ülkeleri saymış: Macaristan, İzlanda, İrlanda, Lüksemburg, İspanya, İngiltere ve Türkiye. “Türkiye’nin durumu ancak 2010’da düzelir” diyor OECD, o da doğru politikalar uygularsa... Yine OECD’nin krize karşı tedbir alan ülkelere ilişkin bir tablosu var. O tabloya baktığınız zaman da iki tane ülke var hiçbir tedbir almayan: Biri Çek Cumhuriyeti, öbürü de maşallah biz.

Siz Türkiye’nin 2001’den daha mı kötü bir noktada olduğunu düşünüyorsunuz?
2001, bizim “stop and go” dediğimiz cinsten, bir anda dışarıdan sermayenin gelişinin durmasıyla başlayan çöküş ve ondan sonra da bir çıkış şeklinde olan krizdi. Finans sektöründe bir sıkıntıyı yaşadık ve kısa süre içinde sıkıntı V şeklinde indi-kalktı. Şimdi ise kendi krizimizle küresel kriz çakıştı. Bu krize maalesef büyüme hızımız çok yavaşlamış, cari açığımız da çok artmış bir vaziyette yakalandık. O yüzden şimdi daha yapışkan bir durgunluk, daha yapışkan bir işsizlik içine gireceğiz. Yani bu kriz L gibi hızlı inecek ve ondan sonra bir süre yatay gidecek. Ya da U olacak diyorlar, ama kesinlikle V değil.

Peki çözüm önerileriniz?
Halk Bankası, şu anda Dünya Bankası’ndan 750 milyon dolar kredi alıp, esnafa dağıtmanın peşinde koşuyor. Gerek yok. Para orada duruyor. Diğerlerine yapmasınlar, ama burada haksız işlem ve eylem olduğu için Çalık grubuna verdikleri 700 milyon doları erken çağırsınlar. Bakın kaç esnaf kurtuluyor; bir kişi yerine binlercesinin yüzü gülüyor...
En önce finans sorununa el atın:
İlk iş olarak tüm bankalara bütçeden belli imkânlar sağlayın. Acilen şirketlerin işletme sermayesine ulaşmalarını kolaylaştırın. Azarlamayı falan bırakıp, hemen borcu olan şirketlerle bankaların arasına girin, iki tarafı da rahatlatın. Üretmek isteyen, ama kriz yüzünden kredi kanalları kesilmiş firmalar var. O firmaların derhal üretime geçmesine yardım edin. Çünkü bizi bu durgunluktan çıkaracak tek çare dış talebi artırarak büyümek. Bunun için de ithalatı ikame edecek sanayilerin üretimini artırmak şart. Bu arada sakın döviz kurunu da baskı altına almayın. Yoksa Türkiye’nin rekabet gücünü ciddi şekilde tahrip etmeye devam edersiniz.

Bir şirket batar, sermaye verirsiniz başka bir şirket çıkar. Ama eğer insanlar çocuklarını okutamaz, onları gerektiği gibi besleyemezlerse bir nesli kaybedersiniz. Telafisi çok uzun sürecek bir sosyal tahribata yol açarsınız. Biz 2001 krizinde yoksulları gözeten birtakım sosyal programlar yapmıştık. Şimdi onların daha genişletilerek uygulanması lazım. Ayrıca nasıl makul faizlerle insanların vergi borçlarını ertelediyseniz, vatandaşın kredi kartlarına da vade yayma operasyonu yapın. İşten çıkarmaları önlemek için ise gerekirse işsizlik fonunu kullanın. İstihdamı korumanın maliyeti işsize para ödemekten daha düşük olabilir. Asıl en hassas konu bu.

Bütçe niçin yeniden düzenlenmeli diyorsunuz?
Çünkü bugünkü bütçeyi tamamen yerel seçimlere odaklı hale getirmişler.

Nereden belli?
2008’de cari transferlerin payı yüzde 6.9’du. 2009 için bunu 8’e çıkarmışlar. Aradaki artışın 0.6’lık puanı tamamen mahalli idarelere yapılan transferlerden geliyor. Yine kuruluş bütçelerinin “sermaye transferleri” diye birtakım kalemleri var. Soruyorsunuz, mesela Kültür Bakanlığı’na bu sermaye transferleri talebi ne diye; “İşte yerelde yapılacak yatırımlara desteklerle ilgili transferler” diyorlar.

Dağıtılan kömürün, erzağın parasını bütçede görebiliyor musunuz?
Kömür-erzak paraları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu’ndan çıkıyor. O fonun hesapları ise bizim önümüze toplu geliyor, tek tek nereye ne harcanıyor göremiyoruz. Bütçede denetlenmeyen fonlardan bir tanesi de o.

AKP, IMF’yle anlaşmak zorunda mı sizce?
Zorunda. Hiç kriz tecrübesi yok. Bugüne kadar bu hükümet IMF olmadan ekonomiyi hiç yönetmedi. AKP o hale getirdi ki ekonomiyi, tabii IMF de buna çanak tuttu, artık bundan sonra IMF ve AKP kol kola olmadan yürüyemezler.

Sizce IMF’den ne kadar almak gerekiyor?
2009’da ödenecek toplam dış borcumuz 135 milyar dolar. Bunun çok iyi ihtimalle 100 milyarını döndürsek, demek ki en az 35 milyar dolara ihtiyacımız var.

Röportajın tamamı için tıklayın.

Al Fakirden, Ver Zengine

Yeni vergi yasamız üniversitelerde part-time çalışan öğrencilere iftiharla sunar:
- Bundan böyle sigorta kesintisi %2 yerine %33.5 olacak.
- Çalışırken aynı zamanda bir burs kazanmışsa burs iptal edilecek.
- Ebeveynleri sayesinde bir sosyal güvenlik kurumundan (Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur) güvencesi varsa çalıştığı için bu güvence de iptal edilecek.
- Çalıştığı için zaten sigortası olacak, herşeyi karşılayacak diyenlere; ilk 6 ay boyunca sigorta öğrencinin alacağı ağrı kesiciyi bile karşılamayacak.

Üniversiteler ve öğrenciler isyanlarda, YÖK sessiz. Neden mi; çünkü bu reform görüşleri için YÖK'e sunulduğunda YÖK, iktidarın piyonu olarak başına getirilen kişi tarafından hallaç pamuğu gibi atılmakla meşguldü..

Kolum Kadar


Ne kadar içerde Hocam.
Kolum kadar.
Hocam sen de ne çok seviyorsun kolu. Gösterip durma kolunu.
Ölçmek için söylüyorum.
Gelecek şimdi santimi.
Kolum kadar diyorum.
Yahu verin şunu kaç santimmiş.

Piero ölçer, kaç santim çıkar ortaya.

78 santimmiş hocam.
Kolum kadar işte.
Yahu getirin bir mezura ölçelim hocanın kolunu.
Kolum kadar dedim işte.
Hocam vallahi bravo, tam 68 santim kolun, 10 da omuz hizası.

Marissa Miller

6 Aralık 2008 Cumartesi

Kriz & Fırsat

Türkiye’nin küresel krizi fırsata dönüştürme şansına sahip olduğunu ilk kez Başbakan Erdoğan söyledi galiba. Daha sonra, Türkiye ekonomisinin zaten yavaşlamış olan çarkları küresel krizin de etkisiyle durma noktasına gelince ve krizin Türkiye ekonomisi için ciddi bir tehdit oluşturduğu ortaya çıkınca Sayın Başbakan, şaşırtıcı bir atalet içinde krizi izlemekte olan hükümeti dışında herkesi, her kesimi suçlayan açıklamalar yapmaya başladı. Sayın Başbakan’a göre özellikle bankacılık kesiminde “krizi fırsata dönüştürmek isteyenler” vardı ve hükümet onlara fırsat tanımayacaktı.

Bu noktada şu soruları sormak gerekiyor Sayın Başbakan’a:
- Sizce krizi fırsata dönüştürmek iyi bir şey mi, kötü bir şey mi?
- Türkiye ülke olarak küresel krizi fırsata dönüştürürse “iyi” bir şey yapmış olacak, ama bankacılar ya da işadamları hükümetin yapamadığını yapıp krizi fırsata dönüştürmeye kalkarsa “kötü” bir şey mi yapmış olacak?
Bu sorular bizi çelişkili bir sonuca götürüyor. Türkiye’nin yaşanmakta olan küresel krizi fırsata dönüştürmesi çok zor, buna karşılık tek tek bireylerin, tüketicilerin, yatırımcıların, firmaların, bankaların krizi fırsata dönüştürme şansı var. Ancak onların bu fırsatı kullanması Türkiye’nin krizi fırsata dönüştürmesini sağlamıyor. Bunu sağlamak hükümete bağlı. Hükümet ise krizin olası sonuçlarını doğru okuyup gerekli önlemleri zamanında almadığı için, krizi fırsata dönüştürmek şöyle dursun, ekonomimizin krize doğru sürüklenmesini hızlandırdı. Krizi fırsata dönüştürmek isteyenler var idiyse, tam da onların aradığı ortam oluşmuş oldu.

Bu noktada sorulması gereken bir soru daha var: Türkiye’nin, altı yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) iktidarı altında 2008 yılında gelinen noktada küresel krizi fırsata çevirme şansı var mıydı? Yoksa bu, krizi doğru okuyamayan hükümetin halkı oyalamak için ortaya attığı bir slogan mıydı?

Türkiye ekonomisi, AKP’nin iktidara geldiği 2002’den 2007 ortalarına kadar süren dönemde, dünyadaki likidite bolluğundan ve “hormonlu” büyümeden yararlanarak oldukça hızlı büyüdü. Bu dönemde ekonomimizin dış kaynağa bağımlılığı azalmadı, arttı.
Ekonomimiz büyüdükçe dış açığımız da büyüdü. 2007 ortalarında ABD’de başlayıp küresel finans sistemini ve daha sonra reel ekonomiyi sarsan, küresel likiditeyi kurutan ve sermaye hareketlerinin yönünü değiştiren krizin, bizimki gibi dış kaynağa bağımlı bir ekonomiyi olumsuz etkilememesi mümkün değildi. Bu durumda hükümetin, “krizi fırsata dönüştürme” fantezisini bir kenara bırakıp, olası zararı en aza indirmek için tüm kesimlerle el ele verip çözüm yolları araması gerekirdi.

Hamilton the CHAMPION!!

1999'dan beri beklediğimiz gün ben bloga yazı yazamadığım sürede geldi ve McLaren 9 yıl sonra Lewis Hamilton ile pilotlar şampiyonasını kazandı. Son yarışa aşırı temkinli yaklaşan takım az kalsın bunun bedelini ağır ödeyecekti. Gerçi bu şekilde Ferrari'ye yapılan "göster ama elletme" olayı adamları resmen travmaya soktu, bu da bizim için şampiyonluğun tadını bir kat daha arttırdı :). Sanırım son turlarda yaşanan heyecan Formula1 tarihinde ve geleceğinde kolay kolay görülmez. Son sözüm ise sadece Türkiye'deki Ferrari taraftarlarına: Arkadaş, "Glock sattı, şike var, kaç para verdi McLaren" gibi komplolarınızı burada İtalya'da ki orjinal Ferrari taraftarları yapmıyor be, Formula1'i de Turkcell Süper Lig sandınız galiba. Buyurun aşağıda Timo Glock ve aynı taktiği uygulayan takım arkadaşı Jarno Trulli'nin tur zamanlarını karşılaştırın, öyle gelin.

timo glock
69 1:18.688
70 1:28.041
71 1:44.731

jarno trulli
69 1:22.428
70 1:33.539
71 1:44.800

Son yarım turun videosunu izlemek için tıklayın..

Baba Lugano

''Çocuğa laf anlatmak zor oluyor. Oğlum benden her zaman gol atmamı istiyor. Ben de ona her zaman asıl görevimin savunmayı dengelemek ve takımımın gol yememesini sağlamak olduğunu anlatmaya çalışıyorum."

3 Aralık 2008 Çarşamba

Top 10 Absürd Stad

Akçaabatsebatspor'un stadı Türkiye'nin en absürd stadyumlarından. Denize yakınlığı sebebi ile sahadan güçlü bir şutun denize kaçtığı yönünde şehir efsaneleri dolaşır. Bunun dışında otoyolun kenarında bulunan Ali Sami Yen Stadı'nda, misafir ve ev sahibi takımın bayraklarının çekildiği yeni açık tarafındaki direklere, otoyoldaki trabzanlardan atlamak kaydıyla girildiğine kendi gözlerimle şahit olmuşumdur. Tabi hayati tehlike atlatılarak. Aşağıda yine sizden de birçok örneğin geleceğine inandığımız dünya üzerindeki 10 absürd stadyum var. Buradaki ana kıstaslarımız mimari, stadın lokasyonu ve tribünlerin durumu belirtelim.
10-Estádio Municipal de Braga: 10. sırada bu dalın en çok tanınanı var. Bu stadı mimarisi, lokasyonu bir yana Euro 2004'te Portekiz hükümetinin en çok parayı harcadığı stad olması absürd yapıyor. Tam 83 milyon euro ile turnuvadaki diğer 10 stadyumundan daha pahalıya patlamıştı inşası. Tabi bu rakamın oluşmasında tribünlerin yapımı değil o kayaların delinip stadı oturtmanın da payı var. Kentin takımı SC Braga maçlarını bu stadda oynuyor.

9-Gospin Dolac, Imotski: Yine kayaların arasında bir stad. Hırvatistan Ligi 2. lig takımlarından NK Imotski'nin Stadı. Bu seferki stad değil resmen coğrafya sınavı. Kayalar, platolar, stadın hemen sağındaki büyük Imotski gölü, arkada surlar. Bu sahada Japon futbolcu oynasa 90 dakika boyunca maçı bırakıp fotoğraf çeker. Bu stadın turnikesi nerededir, ayrıca o balkon gibi yerden bakanlardan bir ücret alınır mı çözemedim.

8-Kråmyra Stadium, Ålesund: Norveç Ligi takımlarından Aalesunds FK'nın 2 sene önce geçtiği Color Line Stadyumu'ndan önce kullandığı çok amaçlı stadyum. Ben ömrümde çok beleştepe gördüm ama böylesini görmedim. Resmi beleştepe. Adam resmen beleştepeye pankart açmış, tifo yapmış. Aslında günümüz endüstriyel futbol düşmanlarının mekanı tam. "Burası benim yerim" diye kimse kimseyi kaldıramaz koltuk yok, açık arazi. Ancak "şu taşın yanı benimdi, şu dikenin üstü senindi" diye tartışma yapılır o kadar. Atanalırspor felsefesi hala yaşıyor anacığım.
7-Igralište Batarija, Trogir: Yine Hırvatistan ikinci Ligi yine bir coğrafya dersi. Bu sefer yerşekilleri koy, körfez, boğaz, yarımada, ada şeklinde. HNK Trogir takımının stadı 1.000 kişilik ama kale surlarıyla beraber rahat bir 5.000'i bulur. Tam Türk basınına göre bir stad. Her maç sonrası başlık hazır zaten. "HNK Trogir denize döktü", olmadı "HNK Trogir pupa yelken", olmadı "HNK Trogir kaleyi fethetti". Ama itiraf edeyim o küçük adacıkta stadın arkasında kalan yerleşim yerine de hayran kaldım. Absürd olduğu kadar da görünüş açısından harika bir stadyum.
6-The Wall, Doha: Listenin henüz yapılmamış tek stadyumu. Katar'daki nam-ı diğer "Laptop Stadyumu", "The Wall". Katar'ın başkenti Doha'da inşası devam eden stad dünya tarihinde 2 ilke ev sahipliği yapacak. Dünyanın ilk yeraltı stadyumu ve dünyanın açık havada olup air conditiona sahip olan ilk stadyumu. En erken 2010 yılında bitmesi planlanıyor. Işıklandırma direkler ve ampüller yerine tamamen surround sistemi ile yapının içinden sağlanacak. Laptop kelimesine birebir uyan bir stadyum, yani kapalı halden açık hale gelirken zemin aşağıya iniyor ve tribünler dikleşiyor. Bu mekanizma isteğe göre ayarlanabiliyor. 2018 Dünya Kupası'na aday olmayı düşünen Katar'ın şahsi şov stadlarınan birisi. Zira kapasite sadece 11.000, yapım sebebi bu stada Dünya Kupası'nı getirtmek değil, "bakın biz neler yapabiliyoruz" demek.
5-Kenilworth Road, Luton: Luton Town'ın Stadyumu. Joe'nun birkaç hafta önce bir yazısı vardı Wolves hakkında, stadyuma etraftaki bardan kaçak giriş var diye. İşte onun legal hali. Luton deplasmanına gelen taraftarlar ellerine cadde, sokak, ev numarasını alıyorlar, arayıp aşağıdaki kapıdan geçiyorlar, sonra oturma odası, bahçe, merdiven derken deplasman tribününe giriyorlar. Stadyum insanın evi gibi olacak demişler ya işte o hesap. Üst kattaki perdeli pencereleri çözemedim, orası da business class sanırım. Bir gün Joe bizi adada misafir ederse ilk gideceğim stadlardan olacaktır and içtim.


4-Aker Stadion: Bu stadı da absürdden çok doğal güzelliği için listeye almak lazım aslında. Norveç 1.Ligi takımlarından FK Molde'nin evi Aker Stadion 11.000 kişilik kapasitesine rağmen düzenli mimarisi ve enfes lokasyonu ile gördüğüm en güzel yapılardan birisi dünya futbolunda. Zaten mimarı Kjell Kosberg'e de 1999 yılında Norveç'te yılın mimarı ödülünü kazandıran ve dünyanın en prestijli mimari ödüllerinden olan FIABCI'ye adaylık getiren bir stad.

3-Eco-Estádio Janguito Malucelli, Parana: Brezilya 3. Ligi olan Campeonato C'de mücadele eden J. Malucelli Futebol Sociedade Anônima takımının stadı (aynı zamanda yazı başlığının altındaki resim). Stadın adından da anlaşılacağı gibi ekolojik dengeyi bozmama adına doğayı fazla tahrip etmeden onunla bütünleşerek yapılmış bir stad. Zaten spiker kulübesi ile bu alanda açtığı çığırı tezahür etmek mümkün değil. Yedek kulübeleri bambaşka. Bu stadı güveler nasıl yiyip bitirmiyor bilmiyorum. Tribün koltuklarını sökmek için öyle tornavido operasyonu veya kaba kuvvet yetmez, çapa, tırmıkla girişeceksin. Stadın kendi absürdlüğü bir yana, tribünü ortadan ayıran merdivenler apayrı bir hadise. Çayır çimene 3-4 tane plastiki çakıp tribün yapmışsın bir de ne merdivenle uğraşıyorsun. FIFA kuralarına mı uyacaksın? Ayranı yok içmeye, merdiven yapar tarlaya.

2-Mmabatho Stadium, Mafikeng: 2010 Dünya Kupası için bütün stadları elden geçiren ve yeni stadlar inşa eden Güney Afrikalılar karambolde şu stada da el atsalar hiç fena olmaz. Üstelik bu stadda Johennaesburg derbileri oynanıyor bazen. Cape Town-Kaiser Chiefs, Orlando Pirates-Cape town gibi. Neresinden başlasam bilmiyorum. Büyük bir ihtimalle maraton tribünleri önce yapıldı. Daha sonra da yahu bu stada bir restorasyon yapalım diye yola çıkıldı, ancak ödenek azlığından iskambil kağıdından kale yapar gibi tribünlerin iki tarafına terastan bozma şu kare platformlar yerleştirildi. Üstelik stad 59.000 kişi alıyor. O kadar adama yazık. Dünyanın efektiflik/kapasite açısından en kötü stadyumudur sanırım. Mimarı Metin Şentürk.
1-Við Margáir: İşte dünya üzerinde Orhan Ayhan'ın maç anlatamayacağı tek stad. "Bilenler için söylüyorum deniz tarafındaki kaleyi ev sahibi EB/Steymur koruyacak" diyemez çünkü. Ulan her yer deniz tarafı. Kelimeler kifayetsiz kalıyor bu stad için. Faroe Adaları 1. Ligi "Formuladeildin" (isim apayrı bir tez konusu zaten) takımı EB/Steymur'un mabedi, ufak bir dalgada ne oluyor bilmiyorum. Hani Manchester City ile eşleşince maçı Torshavn'ın Gundadalur Stadı'na alınan takım. İsabet olmuş. Bu stada gel-git olur, bu stada kaya düşer, bu stada Jaws çıkar, bu stada ne olmaz ki? Bu stadla adamlar bu sene ligde şampiyon oldu işte. Ayrıca buraya deplasman takımı nasıl geliyor, eve nasıl dönüyor? Reina'ya yatla yanaşır gibi gemiyle geliyorlardır büyük ihtimal. Bundan daha zorlu deplasman var diyecek olan varsa beri gelsin. Zaten kulüp de futbolculardan çok futbol topuna para harcıyordur. Tam Sabri'nin adrese teslim frikiklerinin stadı.
Yazı: Flying Dutchman

Kütüphane Kartı

Koskoca Türkiye Cumhuriyeti polis teşkilatının kimlik kartı budur. Üniversite kimlik kartım bunun yanında daha ciddi duruyor.

2 Aralık 2008 Salı

UEFA Cup Final 2009

Gördüğüm en iyi afiş çalışmalarından biriyle geri sayım başladı. Gitsek mi acaba?

30 Kasım 2008 Pazar

29 Kasım 2008 Cumartesi

Yaşar Usta

"Bak beyim, sana iki çift lafım var. Koskoca adamsın, paran var, pulun var, herşeyin var. Binlerce kişi çalışıyor emrinde. Yakışır mı sana ekmekle oynamak? Yakışır mı bunca günahsızı, çoluğu, çocuğu karda, kışta sokağa atmak, aç bırakmak? Ama nasıl yakışmaz, sen değil misin öz kızına bile acımayan, bir damlacık saaddeti çok gören. Anlamıyor musun beyim, bu çocuklar birbirini seviyor. Ama ben boşuna konuşuyorum. Sevgiyi tanımayan adama sevgiyi anlatmaya çalışıyorum. Hııh.. Sen büyük patron, milyarder, para babası, fabrikalar sahibi Saim Bey.. Sen mi büyüksün? Hayır ben büyüğüm, ben, Yaşar Usta.. Sen benim yanımda bir hiçsin, anlıyor musun, bir hiç.. Gözümde pul kadar bile değerin yok. Ama şunu iyi bil, ne oğluma ne de gelinime hiç birşey yapamayacaksın. Yıkamayacaksın, dağıtamayacaksın, mağlup edemeyeceksin bizi. Çünkü biz birbirimize parayla, pulla değil; sevgiyle bağlıyız.. Bizler birbirimizi seviyoruz. Biz bir aileyiz, biz güzel bir aileyiz.. Bunu yıkmaya senin gücün yeter mi sanıyorsun. Dokunma artık aileme.. Dokunma çocuklarıma.. Dokunma oğluma.. Dokunma gelinime.. Eğer onların kılına zarar gelirse ben, ömründe bir karıncayı bile incitmemis olan ben, Yaşar Usta, hiç düşünmeden çeker vururum seni.. Anlıyor musun? Vururum ve dönüp arkama bakmam bile.."

Deme Ya, Harbi Mi?

Büyük ekonomi düşünürü Kemal Unakıtan, dünyanın krizi yönetmede zayıf kaldığını belirterek, “Demek ki bu para vermekle olmuyor; sistemin değişmesi lazım” diye buyurmuş. Yetinmemiş, bir de "Bu kriz dünya krizi olduğu için bizim de söz söyleme hakkımız var. Onlar dünya krizi hakkında konuşsunlar, biz yerel kriz hakkında konuşalım, yok böyle bir şey.Dünya krizi ile ilgili bizim Türk ekonomistlerinin de, düşünürlerinin de söyleyeceği sözü var. Eğer bu işleri çok bilselerdi şimdiye kadar bunların önüne geçerlerdi.” diye işkembeden atıvermiş.

Haftalardır belli başlı finansal aktörlerin, ekonomistlerin "sistem değişecek, 6 ay sonra yepyeni bir finansal düzene hazırlanın" sözlerini mi duymadı, yoksa sadece kendisi duydu sanıyor da acaba millete bu lafları satmaya mı çalışıyor? Hadi bunu geçtim, 2. lig teknik direktörünün Premier League'de çalışan bir menajere taktik vermeye çalışıp fırça atar gibi halleri nedir?

Güldürme bizi..

27 Kasım 2008 Perşembe

Fenerbahçe Rakısı

Maçtan önce içtik biz,
Fenerbahçe rakısı.
Yoksa nasıl çıkacak
Josico'nun parası..

Rambo v.4

Rambo heryerde..

Truva

Tarih :18 Eylül 2005
Yer:İnönü Stadı
PFDK rakip seyircinin stada alınmasını yasaklıyor.150 civarında Fenerbahçeli taraftar;Maç öncesi,bu stada giremezler diyen Beşiktaşlıların bakışları arasında Fenerbahçe tezahüratları yapıyorlar.Truva Atı olarak tarihe geçiyor bu hareket.Biz de ekranlarımız başından gururlanıyor,maçı da son dakikada Tuncay Şanlı'nın golüyle 2-1 kazanıyoruz...

Liberte Pour Santos

Porto maçı öncesi bir grup taraftar,''Liberte pour Santos'' pankart ve sweatleriyle,haksız yere hapis'te bulunan tribüncü Santos'a özgürlük istedi.Grubun meşaleler'den(!) dolayı gözaltına alındığını duyduk.Suçluyu destekleme suçundan içeri alında tam olsun!!

"A. Madrid - Marsilya maçı sırasında çıkan olaylar nedeniyle, 8 Ekim’de tutuklanan ve 8 yıl hapis cezasıyla yargılanan Marsilya tribünlerinin amigosu Santos Mirasierra’ya destek amacıyla toplanan grup, bir basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasının ardından “Santos’a özgürlük” anlamına gelen “Liberté Pour Santos” tişörtleri giyen gruptan 8 kişi, meşale yaktıkları gerekçesiyle gözaltına alındı."

E.B.

Sağ arka adelesinde ağrısı bulunan Emre Belozoglu'nun MR'dan sonra durumu netlik kazanacak ve Beşiktaş maçında oynayıp oynamayacağı belli olacak.

2 maçta 1 sakatlanma ortalamasına bakınca bu adama kronik sakat denir mi, denilmez mi? Peki bu adama yıllık 3.5 milyon euro veren yönetim bırakın futbolu, ekonomiden anlıyor mu, anlamıyor mu?
10 dönüm bostan, yan gel yat Osman..

Championship Manager 2009


Uykusuz geceler başlasın!!!

23 Kasım 2008 Pazar

Barack Obama

Lyndall Jarvis

A Milli Futbol Takımı Euro '96 Forması

İlk milli takım formam, yeri ayrıdır..

Bariz Gol Şansı

Fenerbahçe 70 dakika 10 kişi oynayan Eskişehirspor’u yenememiş. Hatta 10 kişi olan Eskişehir değil de sanki Fenerbahçe.. Golü de verilmemiş Eskişehir’in. Fenerbahçe sezon başından beri süren renksiz, kişiliksiz, ruhsuz futbolla dolu maçlarına bir halka daha eklemiş. Bunların hepsi meydanda. Gözler görüyor, kelimeler anlatmaya kifayetsiz kalıyor. Çünkü temcit pilavı gibi her hafta aynı değerlendirmeleri yapmak lazım. Her hafta her hafta aynı şeyleri yazmanın manasızlığı aşikar. O yüzden bunları geçiyorum bir kalem. Ben Erman Toroğlu’dan bahsedeceğim biraz. İzleyen var mı bilmiyorum. Eskişehirspor-Fenerbahçe maçından sonra Maraton programında Fenerbahçe’ye verilen penaltıyı değerlendirdi. Ama ne değerlendirme..

Dedi ki; “Tam Alex kaleciden topu kurtardığı anda durdur”. Durdurdu yönetmen. “Sevgili Şansal, şu anda sağdaki ve soldaki Eskişehirspor’lu oyuncuların Alex’e müdahale etme şansı var mı ? Yok di mi. Bence de yok” dedi..

Yani Toroğlu’nun anlattığı tablonun öz Türkçesi şu: “Alex topu kurtaracak, kaleci de onu düşürmese boş kaleye yuvarlayacak”. Biz buna futbol literatüründe “bariz gol şansı” denir diye biliyoruz. Buraya kadar herşey normal. Ama yanlış biliyormuşuz demek ki. Çünkü Erman Toroğlu “bariz gol şansı yok” dedi. Önce tabloyu kendi çizdi, Eskişehirsporlu oyuncuların müdahale şansı yok dedi, ama sonra bariz gol şansı da yok dedi. Şaka gibi di mi ? Ama şaka değil. Böyle dedi. Açıklamasını da kelimesi kelimesine böyle olmasa da şu cümlelerle yaptı “şimdi Alex akıllı bir oyuncu, kendisini topla kalecinin arasına sokuyor, ayrıca da Alex artık kalecinin müdahale alanında, dolayısıyla kaleci ona müdahale ediyor.. Falan, filan, fişmekan..”

Yani şunu anlatıyor aslında “kardeşim uyuz oluyorum Fenerbahçe’ye. Sevmiyorum bu canına yandığımın takımını. Alex boş kaleye topu yuvarlayacak evet, ama yok bariz gol şansı falan. O kadar. Fenerbahçe’ye su yok, su.. Hadee..”

Dese ki “sağ ve soldaki Eskişehirsporlu oyuncular kademeye girebilir, Alex’in önünü kesebilir, dolayısıyla da bariz gol şansı yok”, o zaman eyvallah diyeceğim. Katılmayacağım tabi ama en azından “fikirdir” deyip anlayış göstereceğim. Ama “kimse kademeye giremez, kimse müdahale edemez, boş kaleye topu yuvarlayacak” tablosunu çizdikten sonra, “bariz gol şansı yok” deyince buna ne “fikir”, ne “görüş”, ne de “bakış” diyebiliyorum ben. Olsa olsa kendisinin de çokça kullandığı “Eyyam” diyebilirim ancak. Yada “sahip olduğu Fenerbahçe antipatisinin kelimelere dökülmüş hali” de diyebilirim..

“Bariz gol şansı” yok ha.. Daha nasıl olacak “bariz gol şansı” peki ?...

Yazı: King Santillana

Yazıklar Olsun

Ne zaman adam olacak bu gazete ,bak bu sefer iyi iş yapmış demek istiyoruz bir günde. Amatör bir gazetenin bile yapmayacağı bir ayıp bu. Aragones'e bizde bayılmıyoruz ama Aragones'i istemeyen blogcular bir tarafını kaldırsın da demiyoruz. Yetkili mercii kimse ceza verilsin Fanatik'e. Baktıkça tiksiniyor insan;Basınından,insanından. Marca,La Gazzetta Dello Sport,Kicker,v.b bir marka bu tip bir ayıba imza atsa. Basımı durdurulur heralde. Ne zaman alkışlayacağız sizi?! Bir insan o hareketi yaparken parmağını nasıl o kadar yamultabilir desekte (bkz.fotoshop) hareket bir bayana yakıştırılmış. Kendinden utanmıyorsan eşinden, kızından, kız kardeşinden utan. Fanatik'i eve alsam kardeşim, annem, ablam görse, bu gazeteye ne der?! Bu konuda hiçbir uyarı yada kınama yapmayan Gazeteciler Cemiyeti'ne ne demeli?
Yazıklar olsun!!!

Buğulu Camlara Yazdık Adını

Anısı olalım tüm sokakların
Üstümüze durmadan yağmurlar yağsın
Tanıdık sevinçler dolsun yüzlere
Kalplerden çıkmasın hiç Fener sevgisi

Savurduk küllerini genç ömrümüzün
İster sevinçler olsun isterse hüzün
Buğulu camlara yazdık adını
Yılmadan yaşattık hep Fener aşkını...