In this country, you gotta make the money first. Then when you get the money, you get the power. Then when you get the power, then you get the women...
22 Eylül 2008 Pazartesi
Tony Montana
In this country, you gotta make the money first. Then when you get the money, you get the power. Then when you get the power, then you get the women...
Ollayına Ciidee
İnadına 1 Mayıs!
Geçen nisan ayında 1 Mayıs’ın tatil ilan edilip edilmeyeceği sorulduğunda hükümet sözcüsü Cemil Çiçek olumsuz yanıt vermiş ve aynen şunu söylemişti:“Çünkü tatilin getirdiği ilave bir sürü yükler var. Dünya büyük bir ekonomik durgunluk içerisindeyken, 1 günlük kayıp en az 2 katrilyon liradan aşağı değildir...”
Bir günlük tatil konusunda bu kadar hassas olan hükümet, ekle kenetle bayram tatilini 9 güne çıkarıyor... 1 Mayıs’ta dünyadaki durgunluğu düşünen muhteremler kriz daha da derinleştiği halde 1 değil tam 9 gün tatile çıkıyor.
Bir tutarsızlık mı? Yoksa söz konusu olan sadece 1 Mayıs ve özgürlük korkusu mu!
Deniz Feneri vol.2
- Pekçok konuda şahin, kartal kesilen savcılar bu konuda nedense soruşturma bile açmıyorlar. İşçi Partisi'nin suç duyurusu ile soruşturma başlatan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 10 günde tek icraatı soruşturmada görevlendirilecek savcıyı atamak oluyor.
- Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK), bu konu tamamen kendi görev alanında olmasına rağmen hala olayla ilgili en ufak bir araştırma başlatmış değil.
- Türk polisinden yardım isteyen Alman İntrepolünün isim ve adres teyidi isteğine bile yanıt verilmedi.
- Almanya'daki davada "adaletin yerini bulması sonucu" mahkum olan kişiler için Türkiye Cumhuriyeti ADALET Bakanı Mehmet Ali Şahin; "Bunlar Türk vatandaşı, bunların mahkum olmasına sevinilmez" diyebiliyor.
- Dava iddianamesinde ismi geçen kişiler ifade bile vermeden ellerini kollarını sallayarak dolaşıyorlar, hatta başbakan'ın tehditler savurduğu medyanın televizyonlarını denetleyen kurumun başında kalabiliyorlar.
Nereden Nereye
Erdoğan tam bir çıkmaza saplandı. IPI, WAN gibi özgür medya kuruluşlarını da karşısına alıyor.Oysa IPI’ın 2004 yılında İstanbul’daki yemeğinde “Damdan düşenin halini ancak damdan düşen anlar. Okuduğu şiir yüzünden hapse atılmış bir başbakan olarak düşünce ve ifade özgürlüğüne verdiğim önem her şeyin önündedir“ diye konuşmuştu.
Düşünce özgürlüğüne inanan bir başbakan, gazeteleri “boykot” çağrısı yapar mı?
Başbakan Erdoğan’ın şimdi, “Kimsin de ültimatom çekiyorsun?“ diye çıkıştığı Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) eski Başkanı Peter Galliner, 1997’de TESEV’nin konuğu olarak Türkiye’ye gelmiş, Milliyet ve Sabah’ın katkılarıyla düzenlenen “Medya ve Demokrasi” konulu sempozyumda, medyaya hükmetme eğilimine giren iktidarların tutumunu eleştirmişti.
11 yıl sonra aynı noktaya geldik!
Bugün Erbakan rolünde Erdoğan’ı görüyoruz.
Medyayı susturarak ülkeyi yönetmeyi düşlüyor!
Kanal 7 vol.2
- Erbakan 1992’de Altınoluk’taki yazlığına Zekeriya Karaman, Haşim Bayram, Recai Kutan, Azmi Ateş’i çağırarak televizyon kanalının kurulmasının detaylarını konuştu.
- Kanal için şirket kurulması kararlaştırıldı ve 3 Şubat 1993’te 8 ortaklı olarak Yeni Dünya İletişim A.Ş. kuruldu. Şirketin ortakları arasında Almanya’da yüksek kâr payı vaat ederek para toplayan ancak vatandaşlara geri ödemeyen Haşim Bayram ile Recai Kutan ve Zekeriya Karaman da bulunuyordu.
- Şirketin kurulmasının hemen ardından finans kaynağı için Haşim Bayram ve Recai Kutan, Almanya’ya gitti. Milli Görüş Teşkilatı’nın merkez üssü Köln’de ve diğer şehirlerde yardım toplanmaya başladı. Burada özellikle Haşim Bayram öne çıkıp camilerde bile duygusal konuşmalar yaparak yardım topladı.
Bayram aynı anda Kombassan hisseleri de satıyordu.
- Avrupa’dan toplanan paraların gönderildiği banka hesabının ise RP’nin kasası olarak bilinen Süleyman Mercümek’e ait olduğu iddialar arasında.
- Haşim Bayram bağışta bulunan ve hisse alanlara, televizyonun mülk ve gelirine de ortak olacaklarını söylediği için televizyonun ortakları onun para toplamasını durdurdu.
- Bundan sonra Almanya’dan yardım toplanmasını daha çok Zekeriya Karaman üstlendi. Daha sonra Kanal 7 için yardım şölenleri düzenlendi. Köln’de düzenlenen bir şölene Karaman, Zahid Akman’ın yanı sıra sanatçılar Nuri Sesigüzel ve İsmail Türüt de katılmıştı.
Bu geceye katılan kadınların bir kısmı Kanal 7’yi “cihat kanalı” olarak gördüğü için bilezik ve küpelerini bile bağışladı.
- Toplanan bağışlarla İstanbul Reşitpaşa’da bulunan bir bina kiralandı, 1994’te Kanal 7 yayına başladı.
- Kanal 7’nin kuruluş aşaması eleştiri konusu olunca, iddiaların RP’ye zarar vereceği gerekçesiyle Recai Kutan hisselerini Zekeriya Karaman ve Mustafa Çelik’e devretti.
- Kanal yayını sürdürürken bile Türkiye’nin çeşitli yerlerinde para toplama organizasyonları birkaç yıl daha devam etti.
- Kanal 7’nin hiç bitmeyen maddi sıkıntılarını, bir dönem Yimpaş Holding gidermeye çalıştı. Çeşitli programlara sponsor olan ve maddi yardımda bulunan Dursun Uyar, kanalın hisselerinin büyük bölümüne sahip oldu. 2000’li yılların başında ise maddi sıkıntıya giren Yimpaş, kanaldan desteğini çekti.
- 2003’te ise Recai Kutan, şirketteki hisselerinin buharlaştırıldığını belirterek Kanal 7 aleyhine Ticaret Mahkemesi’ne başvurdu. Ancak Kutan bir süre sonra davasını çekti.
- 2000’li yıllarda Kanal 7’nin başında sadece Zekeriya Karaman ve Mustafa Çelik kaldı. Kanal 7, Erbakan çizgisinden uzaklaşarak, AKP çizgisinde bir yayını benimsedi.
- 1998’de kanalın bir televizyon programı olarak başlayan Deniz Feneri büyük bir organizasyona dönüştü.
- Kanal 7, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na ait televizyon kanalının frenkansından yayına başladı. Nurettin Sözen döneminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi adına kurulan BRT’nin frekansı ve teknik imkanları, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesiyle Yeni Dünya İletişim A.Ş.’ye kiralandı.
- Anayasa Mahkemesi’nde görülen Refah Partisi davasının gerekçeli kararında Necmettin Erbakan’ın Kanal 7’yle ilgili şu konuşmasına yer verilmişti:
“RP lideri Erbakan, Kanal 7’ye para toplamak için yaptığı konuşmada: (... Televizyonu olmadan bir davanın yürümesi mümkün değildir. Bir topluluğun toplum olması mümkün değildir. Kaldı ki bugün yapılmış olan cihadda, yani Hak’kın hâkim olması için yapılan mücadelede, televizyonu isterseniz topçu kuvveti olarak tarif edin, isterseniz hava kuvveti olarak tarif edin onun gidip bir tepeyi bombalamasından önce, piyadenin o tepeyi zaptetmesi mümkün değildir. Onun için bugün yapılmış olan cihadı, televizyonsuz yapmanın imkânı yoktur. İşte bu kadar hayati bir konu için acıyıncaya kadar vereceğiz. Şimdi ben bu hatıramı niçin anlatıyorum. Bak bu dünya hayatında hepimizin nefesleri sayılıdır. Bir şey olacaksa, olacak şey çok yakındır. Ölüm hepimize yakındır. İşte şimdi öldükten sonra her taraf zifiri karanlık olan bir anda eğer bir şeyin gelip size yol göstermesini istiyorsanız, bilesiniz ki o şey, bugün inançla Kanal 7 için vereceğiniz bu para olacaktır.”
Bu anlatılanlardan anlaşılabilir sanırım Sayın Başbakan'ın neden Deniz Feneri davasını bu kadar savunduğu..
21 Eylül 2008 Pazar
Kanal 7
Kardeşlerim; şimdi kâr zarar ortaklığı üzerine çalışıyor şirket. Yalnız ben hemen şunu belirteyim: Kâr zarar ortaklıkta ben televizyonu sadece maddi kâr gibi düşünen bir insanlarla yola çıkmak istemem. Bunun manevi karından dolayı ortak olursam, ondan dolayı ortak olmak isterim diyen insanlar lazım bize.
Hisseler en düşük 200 mark. 200 marktan 5 bin marka kadar gidiyor. 200 mark da olur, 400 mark da. 600 mark da olur, 800 mark da olur, bin de, 2 bin de olur, 5 bin de. Şimdi namaza durmayacağız. Bu mesele şu anda namazdan önemli. Namazı biraz geciktirsek de sonra da olabilir. Şimdi biz hepimiz, başta ben olmak üzere sıraya geçeceğiz.”
Bu konuşmayı Haşim Bayram Kanal 7'nin kuruluşu için para toplarken bir camide namaz öncesi yapıyor, dikkat edin namazdan bile önemliymiş..
Ramazan Tayyibi
Siyaset yapmak için artık iftar yemeklerini bile kullanan, konuşmaya yer arayan dini bütün başbakanımız dün bir iftara geç kalmamak için Ankara'da kullanacağı güzergahta trafik akışını engellemiş, pekçok insanın iftarına geç kalmasına neden olmuş, bu yüzden kornalar çalınarak protesto edilmiş. Tabi her konuda konuşan Tayyip bu konuda da konuşmuş, şunu demiş: Batıda böyle birşey yok, orada yollar kapanıyor kimse protesto etmiyor, hatta motorsikleti görünce bile insanlar hemen kenara çekiliyor!!Bizim gördüğümüz bildiğimiz genelde yol kapatmak bir yana böyle insanların konvoyları bile olmuyor? Kendini Bush ile bir tutuyorsa bilemeyiz tabi.
İspanya'da Hukuk Darbesi!
Demokrasinin en önemli unsur olduğu Avrupa Birliği'nin üyesi olan İspanya'da bir hafta içerisinde iki siyasi parti kapatıldı. Nedeni terör örgütü ETA ile iki partinin ilişkisi. Şimdi işin bizi daha çok ilgilendiren kısmına gelelim: Bu iki partiyi kapatan kurum kim? İspanya Yüksek Mahkemesi! Ülkemizde AKP' nin kapatılması davasına nasıl olur da mahkeme karar verir, demokrasiye darbe yapılıyor diyenlere selam olsun..
20 Eylül 2008 Cumartesi
"Yürüye Yürüye" Şampiyon Olunur mu?
19 Ekim 2006 gecesi. Zico’nun Fenerbahçe’si ligde puanlar kaybetmiş, transferler gecikmiş. Ama bakıyoruz ve görüyoruz. “Bir oyun planı var ve bu işlerse, takım ruhu sahaya yansırsa bu gece bir şeyler olur” diyoruz. Fenerbahçe St. James Park’ın çimlerine ayak basıyor. Sarı-lacivertliler inanılmaz bir oyun koyuyor sahaya. Kora kor, dişe diş. Fenerbahçe maçı 1-0 kaybediyor ancak sahadaki takımdaşlığı, yardımlaşmayı gören küçük bir azınlık diyor ki: “Zico’yla bu iş olur.” 8 Nisan 2008 gecesi. Zico’nun Fenerbahçe’si Şampiyonlar Ligi çeyrek final ikinci maçı için Stamford Bridge’in çimlerinde. Inter, PSV, CSKA Moskova, Sevilla sezonun tozlu sayfalarında bırakılmış. İlk maç avantajlı bir skorla bitmese de kazanılmış. Sarı-lacivertlilerin kora kor, dişe diş mücadelesini herkes görüyor. Mavili tribünlerde maçın son dakikasına kadar tırnaklarını yiyen taraftar görüntüleri ortaya çıkıyor. Fenerbahçe yarı finali göremiyor ama “Teşekkürler çocuklar” pankartlarının siparişleri veriliyor. Herkes bu takıma ve hocasına minnettarken, başkan Aziz Yıldırım diyor ki: “Zico’suz da bu iş olur!”
Olmaz olur mu, tabii ki olur… Zico’suz da olur, Daum’suz da olur, Denizli’siz de olur, Low’süz de olur. Tabii yine unutmayalım ki; Aragones’siz de olur.
Zico, Aragones’ten daha mı iyi teknik direktör? Tabii ki hayır, böyle bir şey söylemek nesnel bakış açısını yitirmek olur. Aragones’in kariyerinde neler neler var… Zico’nun en önemli deneyiminin Fenerbahçe olduğunu söylemek yanlış olmaz. Ancak Zico’nun başarılı olma koşullarıyla Aragones’inki çok farklı. Zico elindeki her fırsatı artı değere çevirmek zorunda bir teknik adamdı. Onun için gözden çıkarılmış Deivid de fırsattı, önceki sezon neredeyse şampiyonluğu verecekken ıslıklanmış Uğur Boral da bir fırsattı, ‘Bunun gibisini 2. Lig’de de bulursunuz’ denilen Lugano da bir fırsattı. Zico’nun ezberden hareket etmek gibi bir lüksü yoktu. Denenmiş ve başarılı olmuş kalıpları da yoktu Zico’nun. Eleştirileri kabul edip, yaptığı işi yeniden gözden geçiren bir adamdı. Gölgesiyle kavga etmeyen, futbola tamamen konsantre olmuş bir rol modeldi, bir adamdı, bir babaydı. Fenerbahçe için en uygun olanıydı.19 Eylül 2008 Cuma
Kale Gibi Maşallah
Moody’s’in Başkan Yardımcısı Lindow, Türkiye ekonomisi ve piyasalarının, 2001 yılına göre çok daha güçlü ve esnek olduğunu belirtti. Lindow, bu nedenle Türkiye’nin küresel krizden şu ana kadar çok olumsuz etkilenmediğini söyledi.***
Aynı Moody's Merrill Lynch için “AA+” notu veriyor, “Kale gibi kuruluş. Top atsan yıkılmaz” diyordu. Bu kale gibi kuruluş hafta sonu batmak üzereyken Bank of Amerika elinden tuttu. Merrill Lynch’i 50 milyar dolara satın alıyor.
Men at Work - Land Down Under
Traveling in a fried-out combie.On a hippie trail, head full of zombie.
I met a strange lady, she made me nervous.
She took me in and gave me breakfast.
And she said, "Do you come from a land down under?"
Where women glow and men plunder.
Can't you hear, can't you hear the thunder?
You better run, you better take cover.
Buying bread from a man in Brussels,
He was six foot four
And full of muscles.
I said, "Do you speak-a my language?".
He just smiled, and gave a vegemite sandwich.
And he said, " I come from a land down under,
Where beer does flow, and men chunder
Can't you hear, can't you hear the thunder?
You better run, you better take cover."
Lying in a den in Bombay, with a slack jaw and not much to say.
I said to the man, "Are you trying to tempt me?
Because I come from the land of plenty?"
He said, "Oh, do you come from the land down under?" Ohh yea,yea,
Where women glow and men plunder.
Can't you hear, can't you hear the thunder?
You better run, you better take cover."
Yeni Sezon Başladı
Ergenekon operasyonunun 8. sezonu çok tesadüfi bir biçimde Deniz Feneri davası, yaklaşan global ekonomik kriz ve elektriğe bu yıl toplamda %54 olan zammın olduğu sıralarda başladı. Bu sefer bomba ise oyuncu Nurseli İdiz'in ve menajeri travesti Sisi'nin gözaltına alınması oldu. İddianamesinde Fatih Ürek'in işkenceci olarak tanıtıldığı operasyonda bunlar normal karşılanmalı gerçi. Operasyonu yöneten dahi insanlar sanırız Ergenekon'u aşıp artık ülkede gizli kapaklı ne olduysa hepsini ortaya çıkarıp ortaya yanarlı dönerli karışık koyacaklar.Bu arada ülkenin en karanlık dönemine imza atan Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Sedat Bucak gibi siyasilerin hala ifadesi bile alınmamış durumda.
Sponsor Bush
Malum, Amerika Birleşik Devletleri'nin en büyük sigorta şirketi American International Group (AIG) günlerdir sallantıdaydı. Ha battı ha batıyor derken, "Lehman Brothers'ın arkasından bu da batarsa, ortalık birbirine girer, biz bile toparlayamayız valla" diyen Amerikan Merkez Bankası (The Fed) devreye girerek, AIG'ye 85 milyar dolar para aktarıp hem şirketin %80'inin kontrolünü eline aldı, hem de şirketi bir anlamda devletleştirdi. Böylece Mayıs 2005'ten bu yana Manchester United Kulübünün sahipliğini elinde bulunduran Amerikalı Malcolm Irving Glazer'dan sonra, kulübün sponsoru da bizzat Amerika Birleşik Devletleri oldu. Yani George Bush oldu bir anlamda.. İki ay sonra sponsorun adı değişecek, Obama yada McCain olacak. Ama Amerikan Devletinin Manchester United'ın sponsoru olma durumu, AIG'yi tekrar satıp özelleştirecekleri zamana kadar baki kalacak.
Kazandığında Sevmedim Seni Kaybettiğinde Sevmediğim Kadar
Sezon başlamadan yaptığımız felaket tellallığı ne yazık ki gerçekleri gösterir olmuş durumda. Zico gitmesin dedik,gitti; Emre gelmesin dedik, geldi; Aragones olmaz diye dalga geçtik,oldu; Aurelio giderse biteriz dedik, bittik; Burak, Maldonado, Selçuk gitmeli dedik, ilk 11 başlar oldular; herşeyi bilen adam tribünle uğraşacağına takımla uğraşsın dedik, tribünleri dağıtırken ala ala 7 dakikalık Josico'yu aldı..Bu sene bütün taraftarlara sabır diliyorum..
17 Eylül 2008 Çarşamba
"Herşeyi Bilen Adam"a Saygılar
Son yıllarda su yüzüne çıkan bir taraftar ikilemi Ankara'da yine kendisini belli etti.Taraftar - müşteri ayrımına dayanan bu ikilemi yaratanların başarılı olduğu gün gibi ortada.Taraftar takımını 90 dakika desteklerken, müşteri dediğimiz veli nimetler ise verdiği paranın karşılığını arama derdine girdi....Kimisi maç başında grupların ortak portestosunu yuhaladı.Kimisi oyundan çıkan Uğur Boral'ı ıslıkladı.Kimisi maçı 80.dakikada terkedip bu takıma olan bağlılığını kendisine güvenenlere ispatladı.İstenen arzulanan bu müşteri profilinin tek gerçek yanı, Fenerbahçe adına tek menfi iş yapmamaları oldu.
Betondan da, futboldan da motivasyondan da,kısacası herşeyden anlayan herşeyi bilen adamın tribünleri bu hale getirdiği yetmedi, takım yıllardır gördüğümüz en yetersiz, formsuz ve dar bir kadroyla başaşağı gidiyor. Umarım bu gece bu yorumu bana yedirirler, orası ayrı..
Özgürlük ve Demokrasi Savaşçısı
Football is Everywhere
Karabela Hüsnü
16 Eylül 2008 Salı
Mourinho
Jose Mourinho (Catania maçını yorumluyor): Maçı 2-1 değil 5-1 almalıydık. Bizim kaleye ben geçsem bile sanırım gol yemezdik.Catania Sportif Direktörü Pietro Lo Monaco: Bunu söyleyen bir adamın rakibine saygısı yok demektir. Sanırım "special one" ağzının ortasına bir yumruk istiyor.
Jose Mourinho: Lo Monaco da kim? Tibet monklarını biliyorum, Monaco Prensliğini biliyorum, Monaco Grand Prixsini biliyorum, Bayern Munich'i de biliyorum ama hepsi o kadar ("Monaco" kelimesi İtalyanca'da hep İngilizce rahip anlamına gelen "monk" hem de Münih şehri için kullanılıyor, Monaco di Baviera şeklinde)
14 Eylül 2008 Pazar
Sansürde Son Nokta
Pek çok porno, terör ve marjinal fikirlerin internet siteleri erişime engellendikten sonra YouTube da aylardır sansürlü bildiğiniz gibi. Bu sefer sansürlenen site ise yuh dedirtecek cinsten; günümüzün ünlü evrim teorisyeni ve dünyanın en tanınmış ateisti Prof. Richard Dawkins’in internet sitesine erişim yasağı konuldu. Daha da komik olan, Dawkins’in sitesinde, kapatılan diğer sitelerde olduğu gibi yasak kararının hangi mahkeme tarafından ve kaç nolu kararla verildiğine dair bir ifade bulunmuyor, yalnızca “Mahkeme kararıyla erişim engellenmiştir” yazısı yer alıyor.Şimdi hatırladım, evrim teorisi çok büyük günahtı değil mi?



